Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

30/10/2010

Sürdürülebilir Sistemler



Hızla değişen dünyaya paralel olarak gelişen insan bilincinin evrimiyle farkındalığı da giderek artıyor. Uzun yıllar önce birlikte anılmayan bilim ve spiritüellik bile çoğumuzun hayatında aynı anda varolabildiği gibi, çözüm arayışında da büyük önem taşıyabiliyor. Artık farklılıklarımızın bilincinde olmanın yararlarını ve bir bütünün parçası olduğumuzu kabullendiğimiz bir dünyada yaşıyoruz.

Bu farkındalıkların sayesinde hem insanlığı hem de yeryüzünü gözeten çözümler üretme yolunda artan bilincimizin bir ürünü olan ve geçtiğimiz hafta giriş yaptığımız felsefi olduğu gibi pratik bir yaklaşımı teşkil eden permakültür, sürdürülebilir insan yerleşimlerinin çevresel etiklere dayanarak doğru bir şekilde tasarlanması üzerine yoğunlaşır. Sürdürülebilir hayatı gerçeğe dönüştürmek, yaşadığımız çevre, kaynaklarımızın kullanımı ve ihtiyaçlarımızı nasıl karşıladığımız hakkında dikkatli bir düşünmeyi ve planlamayı gerektirir. Sadece bugün için değil gelecek kuşakların da devamlılığını sağlamak için sürdürülebilir sistemlerin gerekliliği tartışılmazdır.

İster büyük şehirlerde ister köylerde, nerde yaşadığımızın hiçbir önemi olmaksızın, hepimizin amacı doğa ve insanlar arasında çeşitlilik, devamlılık ve esnek doğal ekosistemlerin tasarlanmasını mümkün kılan güçlü bir bağ oluşturmak olmalıdır. Bugüne kadar düşünmeden zarar verdiğimiz doğayı canlandırmak ve bozulmamış kısımlarını korumak bizim elimizdedir. Permakültür kalıcı ve tamamı ile kendine yetebilen bir sistem olduğundan sadece çiftlikler, bahçeler, ve binalarla sınırlı olmamakla birlikte, ticari, endüstriyel, organizasyonel, sosyal ve eğitimsel planlama için de kullanılmaktadır.

Dünyadaki tüm yaşam süreçlerinin kaynağı güneştir. İnsan hayatının sürdürülebilir devamı için ekolojik istikrarın temin edilmesi şarttır. Bu yolda ihtiyaç duyulan toprak, su, enerji ve diğer doğal kaynakları, çeşitliliklerini koruyabilecekleri şekilde tasarlamak gerekir. Dünyaya varan güneş enerjisi sayesinde her mevsimde belli miktarda bir büyüme gerçekleştiren ağaçları ve otları keserek, yabani otları temizleyerek, veya et için hayvan besleyerek aslında topraktaki mineralleri tüketmiş oluyoruz. Mineral ve besin eksikliğini önlemek için organik maddeleri kullanarak kompost hazırlamak, ve sistemde kullandığımız tüm materyallerin yaşam döngüsünü öğrenmek gibi önlemler alınabilir.

Permakültür prensiplerine göre bir sistemden alınan herşeyi tekrardan o sisteme geri vererek sürdürülebilirliğin sağlanması gerekir. Sistemin tüm döngülerinin devamı için enerji geridönüşümü göz önünde bulundurularak sistem çıktıları sistemdeki ihtiyaçları gidermek için kullanılmalıdır. Herhangi bir işlemi gerçekleştirmek için kullandığımız tüm elementlerin var olan tüm fonksiyonlarını kullanacak şekilde planlamak, elimizdeki tüm kaynaklardan mümkün olan en iyi miktarda yararlanmamızı sağlar. Örneğin, küçük bir göl veya su birikintisi, etrafına serinlik sağlamanın yanında içerisinde yaşayan ördek ve balık gibi hayvanlara yaşam alanı sağlar; sulama, yangından korunma ve çeşitli ev işleri için kullanılabilecek yağmur suyunu bünyesinde tutar. Aynı gölden temin edilebilecek killi toprak bina, duvar, veya fırın yapımında kullanılacağı gibi aynı anda sıva için de kullanılabilir.

Sürdürülebilir sistemlerin en önemli öğelerinden biri çeşitlilik. Bir sistem içerisindeki elementlerin miktarı elementler arasındaki fonksiyonel ilişkiler kadar önemli olmadığından çeşitlilik üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Permakültürde bir diğer önemli yaklaşım ise bireylerin kendi gıdalarını yetiştirmeleri, yerel ekonomiyi desteklemeleri, ve komşularıyla sürekli bir işbirliği halinde olarak “global düşün, yerel hareket et” anlayışını benimsemeleridir.

Kurmaya çalıştığımız sistem içerisinde kaynakları sonsuz çeşitlilikle kullanmanın tek sınırının tasarımcının bilgisi ve hayal gücü olacağını akılda tutarak, bu konuda yapabileceğimiz en verimli şey, doğanın döngüleriyle işbirliği yaparken, en az değişikliklerle en büyük etkileri elde etmek için yaratıcılığımızı geliştirmektir. En güzel sonuçlar için küçük çapta başlayarak yüksek verimli ve kontrolü kolay olan bir sistem yaratmak gerekir. Tasarımımızın başarılı olması için tüm elementler bir araya geldiğinde harmoni ile çalışabilmeli ve sistem tamamı ile kendi kendini yönetebilir bir duruma gelmelidir.

Günün sonunda, tüm organizmalar çevrelerini kendi yararları için değiştirirler. Permakültür prensipleri enerji verimliliği, yemek pişirmek, aydınlatma, ulaşım, ısıtma, atık yönetimi, su ve diğer enerji ihtiyaçlarına uygulanabildiğinden hayatım tüm evrelerinde yararlanabileceğimiz önerileri kullanımımıza sunar. Bu prensipler arasında gözlemlemek ve etkileşime girmek, enerjiyi yakalamak ve muhafaza etmek, verim almak, kendi kendini yönetmek, ve yenilenebilir kaynakları ve hizmetleri kullanarak değerlerini bilmek gibi yaklaşımlar gelir. Bunların yanında atık üretimini sıfırlamak, kendini tekrar eden modellerden detaylara doğru tasarım yaparken çeşitliliğin önemini anlayarak kullanmak, ve değişime yaratıcı şekilde yanıt vererek olası değişimden istifade etmek de permakültürün ana prensiplerindendir.

Gerçekte ekolojiden esinlenmiş bir sağduyu tasarımı olarak tanımlanan permakültür, sürdürülebilir insan yerleşimlerini kurgulayabilmemizi sağlayan bütünsel bir tasarım bilimidir. Permakültür çözüme odaklıdır. İnsan kendisi istedikten ve doğayı dikkatli bir şekilde gözlemleyerek anladıktan sonra geliştirebileceği sistemler sayesinde yeryüzünde yaratabileceği bolluk, bereket, ve biyolojik çeşitlilik doğrultusunda çözümler mümkündür.

Sürdürülebilir tarım olmaksızın istikrarlı bir sosyal düzen mümkün değildir. Halkımızın permakültürle tanışması ve çözüm olasılıkları ile ilgili farkındalık kazanmasının en etkili yöntemi çeşitli bölgelerde düzenlenecek olan eğitimlerle mümkün olan en çok miktarda insana ulaşarak gerçekleşebilir. Ülkemizde bir permakültür ağının oluşması ve büyümesine yönelik adımlar sayesinde sürdürülebilir yaşam için bir tasarım sistemi oluşturabiliriz.


Çise Ünlüer (31 Ekim 2010)
ciseunluer@hotmail.com

22/10/2010

Permakültür



Permakültür, yaratıcısı Bill Mollison’un “Permakültür: Bir Tasarımcı Elkitabı” adlı eserinde, doğal ekosistemlerin çeşitliliğine, istikrarına ve esnekliğine sahip olan tarımsal olarak üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve bakımlarının sağlanması şeklinde tanımlanır. Permakültür anlayışının esas amacı insanlar ve hayatlarını kurdukları alanlar arasında gıda, enerji, barınak, ve diğer maddi ve manevi ihtiyaçlar da göz önünde bulundurularak sürdürülebilir bir bütünleşmeyi sağlamaktır.

Sürdürülebilir tasarımları ele alarak kavramsal, maddi, ve stratejik bileşenleri dünyadaki tüm canlıların yararına olacak şekilde kullanmak mümkündür. Permakültür, bunu insanlığın doğaya aykırı olan tüm hareketlerinin tersine uzun süreli ve dikkatli bir şekilde gözlem yaparak, sistemlerin sadece belirli ürünlerine yoğunlaşmak yerine onlara bütün işlevleriyle bakarak ve sistemlerin kendi evrimlerini tamamlamalarına fırsat tanıyarak başarmayı sunar.

Permakültürün ilkeleri arasında bütün yaşam sistemlerinin devamı ve canlıların çoğalması için gerekli koşulları sağlayarak yeryüzüne özen göstermek; insanların ihtiyaç duydukları gıda, barınak, eğitim, tatmin edici iş ve keyifli insan ilişkilerine sahip olarak sağlıklı bir şekilde varolmaları için gerekli kaynaklara ulaşmalarını sağlamak; ve ihtiyaçlarımızı kontrol altına alarak nüfus ve tüketime sınır getirmek gelmektedir.

Permakültür, yeryüzünü korumak, insanların ihtiyaçlarını karşılamak, tüketimi ve nüfusu sınırlandırmak, ve fazlalığı paylaşarak yeniden yatırım yapmaktan daha öncelikli olarak kendi yaşamlarımız ve çocuklarımızın yaşamları için sorumluluk almak üzerinde yoğunlaşır. Bugün varolan yaşam sistemlerinin gelecekte de devamlılıklarını sürdürebilmeleri için rekabet ortamı yerine işbirlikçi bir tavır takınmaları kaçınılmazdır.

Mollison’a göre permakültürün ilk prensibi doğal sistemleri düzenli ve istikrarlı bir şekilde gözlemlemektir. Günümüzde en büyük sorunlardan birini teşkil eden enerji kaynaklarındaki sıkıntı, ev, yaşam alanı, şehir ya da kırsal alandaki herhangi bir sistemde yararlı enerji birikimini maksimuma çıkararak çözülebilir. Permakülür anlayışında problemin insan kaynaklı olduğu noktasından hareket ederek çözümün de yine insanın kendi elinde olduğuna inanılmaktadır.

Dengesizliklere neden olan başka bir olay ise sistemlerin kaynakları verimli olarak kullanma kapasitelerinin üzerinde olacak şekilde kaynakların sisteme entegre edilmesidir. Verimli olarak kullanılmayan kaynakların kirlilik teşgil etmekten başka bir işe yaramadıkları kaçınılmaz bir gerçektir. Örneğin, gereğinden fazla gübre kullanmak toprakta fazla besin birikimine yol açabileceği gibi bitkilerin besinlere erişimini de engelleyeceğinden tercih edilen bir durum değildir.

Verimli bir sistemin büyümesi, çoğalması, ve bakımı için gereken enerji, sistemin aksamadan çalışması için ihtiyaç duyduğu enerjiye ek olarak ürettiği enerji fazlası ile karşılanabilir. Böyle sistemlerde, dikkatli bir planlama sayesinde işlem sonrasında üretilen, biriktirilen, korunan, tekrar kullanılan ve dönüştürülen enerji fazlasının toplamı sistemin büyüme sürecinde talep edilen enerjiyi karşılamak için kullanılabilir.

Yaşayan sistemlerin bir parçası olan canlılar arasındaki ilişki gittikçe daha birbirini destekler hale geldiğinden bu canlıların hayatta kalma savaşı birbirini direk olarak etkiler. Doğal hayatın içersindeki tüm hayvan ve bitkilerin devamlılığı insan hayatının sağlıklı ve uzun bir şekilde sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır. Buna en güzel örnek olarak, üzerinde yaşadığımız toprakların verimini korumak için gereken bakımın sağlanmasında kuşlar, arılar, örümcekler, solucanlar, ve bakteriler gibi varlıkların doğal yollardan yardımcı olabilecekleri bir plan sayesinde insan gücüne ve teknolojiye olan bağımlılığı azaltabiliriz.

Tasarıma başlamadan kullanılacak olan alandaki kaynakları belirleyerek bu kaynaklar içerisinden hangilerinin sisteme doğal olarak katılabilecekleri kararlaştırılmalıdır. Başka bir kaynak arayışına girmeden ilk adımda bu kaynakların maksimumda kullanılmaları gerekir. Bu durumu açıklamak için verilecek en iyi örnekler, günlük hayattaki enerji talebini karşılamak için güneş, rüzgar, insan, ve biyolojik kaynakları kullanmak veya göletlerdeki su miktarını gri su sistemleriyle, çatılardan ve yüzeylerden yağmur suyu hasadı yaparak suyu alanda tutmak ve tekrar tekrar kullanarak devamını getirmektir.

Permakültür, tasarımcılarına göre “organik bahçecilik kılığına girmiş bir devrim”dir. Kalıcı tarım veya kalıcı kültür şeklinde de tanımlanan permakültür, ilk başlarda birtakım bahçecilik teknikleri olarak bilinse de gerçekte bütüncül bir tasarım ve yaşam felsefesidir. Sürdürülebilir bir hayatı gerçeğe dönüştürmek için sistemdeki tüm canlıların ihtiyaçlarını karşılayan tasarımların tamamı ile doğal kaynaklardan ve doğadaki ekosistemlerden esinlenmeleri şarttır. Çünkü permakültürde, sürdürülebilirlik vazgeçilmezdir.


Çise Ünlüer (24 Ekim 2010)
ciseunluer@hotmail.com

15/10/2010

Hediye Ekonomisi



Hediye ekonomisinin ne olduğunu biliyor musunuz? Batı kültüründe “gift economy” veya “gift culture” şeklinde adlandırılan bu yaklaşım, bir insanın çevresindeki herhangi bir tanıdığına veya hatta tanımadığı bir bireye karşılık beklemeden önemli bir yardımda bulunduğu veya değerli bir hediye sunduğu zaman içerisinde bulunduğu duruma denir. Bir topluluk içerisinde eşyaların takas edilmesi market ekonomisine karşı geldiğinden hediye ekonomisinin market ekonomisi üzerinde belirli etkileri vardır.

Hepimiz belli zamanlarda farkında olarak veya olmayarak hediye ekonomisinin bir parçası oluruz. Farklı kültürlerde zamanla oluşan inanışlara bağlı olarak değişik şekillerde görülebilen hediye ekonomisi, bazı toplulmlarda hediye verilen kişinin karşılık olarak siyasal destek veya askerlik hizmeti gibi alanlarda yapılabilecek olan yardımlar beklemesi şeklinde de ortaya çıkar.

Ne mutlu ki durum her zaman bu kadar iç karartıcı değil. Hediye ekonomisi altında insanın çevreye karşı duyarlı olabilmesi ve aynı zamanda eğlenceli bir şekilde özgürlüğü ve dostluğu deneyimleyebilmesi mümkün. Bunu gerçekleştirmenin birçok yolu var. Atılacak en basit ve bir o kadar da eğlenceli adım olarak, sevdiğimiz insanarla yemek partileri düzenleyebilir, belirli sıklıklarla farklı evlerde buluşarak herkesin kendi evinden getirdiği yemekleri hep birlikte zevk alarak yiyebiliriz. Böyle toplanmalar insanlar arasındaki iletişimi ve farklı konularda bilgi alışverişini sağladıkları için tercih edilmelidir.

Ülkemiz birbirinden farklı ürünleri yetiştirmek için çabalayan çiftçilerle dolu! Çiftçilerimizden birine taze ürün karşılığı hasat işlerinde yardım ederek hem farklı bir deneyim sayesinde yeni şeyler öğrenebilir hem de her zaman desteğimizi bekleyen çiftçilik sektöründen kendimize bir çevre edinebiliriz. Bunun yanında yerel organik üreticilere sürekli bir şekilde destek vermek için “toplum destekli tarım” projelerine katılabiliriz.

Her yıl belirli aralıklarla evde artık kullanmadığımız ev eşyası, kitaplar, giysiler, ve oyuncaklar gibi eşyaların değişimini yapabileceğimiz buluşmalar organize ederek bu istenmeyen malzemelerin onlara gerçekten ihtiyaç duyan insanlara ulaşmasını mümkün kılabiliriz. Mümkün oldukça kendi gıdamızı yetiştirmek, bir kısmını başkaları ile paylaşmak, ve yıllık bitki ve tohum değişimlerini yapabileceğimiz buluşmaları organize etmek organik tarımı vurgulamak için yapabileceğimiz en güzel hareket. Kendi bahçemizde ihtiyacımızdan fazla toprağımız varsa başkalarının gıda üretebileceği bir alan ayırabilir, yetiştirdiğimiz ürünleri ihtiyacı olanların kullanımına sunabiliriz.

Ülkemizde her yıl farklı yerlerde gerçekleştirilen yerel festivallerde “tüketmeme” standı açarak kendisini hiç durmadan tüketime vermiş ve bu yolla hayatta tatmin olacağını düşünen toplulumuzun büyük bir çoğunluğuna yardımcı olmak için sürdürülebilir yaşamla ilgili etkinliklere önayak olabiliriz. Yaşamımızı sürdürmek için ihtiyaç duyduğumuz gıdalar ve diğer tüketim maddelerini toptan almak daha ekonomik olmakla birlikte ambalaj israfını büyük ölçüde azaltmaktadır. Bu malzemeler arasından kendi ihtiyacımızdan fazla olanları arkadaşlarımızla paylaşabiliriz.

Zamanımızın çoğunu geçirdiğimiz evimize yakın olan komşularımızla birlikte yapabileceğimiz o kadar çok aktivite var ki! Örneğin bir ev onarım ekibi oluşturarak evlerimizde gereken onarımları hep birlikte yapabilir ve bu sayede birbirimizden birçok şey öğrenmekle kalmaz aramızdaki komşuluk bağlarını güçlendirmiş oluruz. Buna ek olarak, yaşadığımız veya çalıştığımız ortamda karşımıza çıkan genç bir insana danışmanlık yaparak kendi deneyimlerimizden başkalarının da yararlanmasını sağlayabiliriz.

Çalışma hayatı ne kadar yoğun olursa olsun, insanın yaşadığı yerin insan sağlığı ve huzuru üzerinde büyük etkisi var. Bu alanda atılacak en güzel adım komşularımızla biraraya gelip mahallemizi nasıl güzelleştirip, yaşamaktan keyif alacağımız bir yer haline getirebileceğimizi konuşmak, ve birlikte gerekli girişimlerde bulunmaktır. Dostlarımız veya komşularımızla toplu halde yapılabilecek olan başka bir aktivite olarak bebek veya çocuk bakımını paylaşabileceğimiz gruplar oluşturabilir; veya her ay bir sahilin, parkın, veya sokağın temizliğini organize edebiliriz. Bu aktivitelere ek olarak her fırsatta ağaç dikmeliyiz! Bunun için yerel belediyelerle işbirliği yaparak ağaçları onların temin etmesini talep edebiliriz.

Boşta duran araba veya bisikletimizi başkalarının ulaşımını sağlayabilmeleri için paylaşmaya hazır olmalıyız. Evlerimizde kullanmadığımız bir odayı veya elimizde boş duran bir mekanı uygun bir fiyata kalacak bir yere ihtiyacı olan insanlara kiralayabilir ya da bir hizmet karşılığı takas yapabiliriz. Kendimize ait kullanılmayan bir depoyu sanatçılar için bir stüdyoya veya ilgilenen girişimciler için bir ofis alanına dönüştürerek bu alandan başkalarının yararlanmasını mümkün kılabiliriz. Genel olarak esas fikir, elimizdeki tüm alanları başkalarının sevgi ve emeğini katabileceği paylaşım alanlarına dönüştürmek.

Paylaşmanın sınırı yok! Eşyalar ve mekanların yanında, birbirimizle yeteneklerimizi paylaşabilir, örneğin yemek pişirmeyi öğretmek karşılığında marangozluk öğrenebiliriz. Karşımızdaki insanın bize karşı duyduğu minnettarlık dışında, iyi bildiğimiz bir konuyu başkalarına öğretirken farkında olmayarak kendimiz hakkında birçok yeni özellik keşfetme fırsatımız doğuyor. Bu süreç boyunca bazı adımları niye ve nasıl yaptığımızı, ve nasıl en uygun hale getirebileceğimizi çözebilmemiz mümkün.

Sosyal alanda yapılabilecek olan bir başka yardım olarak evimizde bir gezgini ağırlayabiliriz. Ülkemize gezmek veya çalışmak için gelen insanlardan öğrenebileceğimiz ne kadar şey var bir düşünün!

Hediye ekonomisini sürdürülebilir yaşam çerçevesinde kullanarak hayata sadece kişisel anlamda değil toplumsal bir boyutta yararlanabileceğimiz yenilikler getirmek mümkün. Günün sonunda, gerekli istek, yaratıcılık ve sevgiyi kattıktan sonra insanın elde edemeyeceği başarı, çözemeyeceği hiçbir sorun yok!


Çise Ünlüer (17 Ekim 2010)
ciseunluer@hotmail.com

08/10/2010

Gözlerinizi Yeşil Kozmetiğe Açın



Bugün sizlere güzelleşirken zehirlenmemek için alabileceğimiz basit ama etkili önlemlerden bahsetmek istiyorum.

Raflarda gördüğümüz kozmetik ürünlerle ilgili en karmaşık durum, üretimlerinde kullanılan kimyasalların farklı çeşitleri olması. Kozmetik ürünleri tüketicilerinin tümünün kimya mühendisi olmadığını düşünecek olursak, bu ürünlerin etiketlerini detaylı bir şekilde inceleyerek burda belirtilen tüm kimyasalları tek tek ayırdetmek nerdeyse imkansıza yakın! Yine de tüketicilere belli temel maddeleri öğrenip bunların aldıkları ürünlerin etiketlerinde bulunup bulunmadıklarını kontrol etmeleri öneriliyor. Ancak herbir ürün için etiket okumak yerine organik ve doğal malzemeleri kullanan kozmetik ürünler de tercih edilebilir.

Özellikte sıcak yaz aylarında tercih ettiğimiz deodorantlar içerlerinde ter önleyici olarak kullanılan alüminyum maddesi içerir. Bu madde sağlıklı terlemeyi sağlayan gözenekleri tıkayarak, vücut ısısını dengede tutmaya yarayan terleme işleminin yapılmasını engellediğinden deodorant seçiminde alüminyum içermeyen doğal deodorant markalarını tercih etmek derinin tahriş olmasını engellediği gibi vücudumuzun doğal dengesinin korunmasında yardımcı olabilir.

Reklamlarda gördüğümüz ve hepimizin talep ettiği “daha beyaz bir gülümseme”, ne yazık ki düşündüğümüz kadar doğal bir işlem değil. Bunu sağlaması için satın aldığımız özel diş macunlarının içerisinde dişleri beyazlatmaya yarayan “parabens” ve “titanium-dioxide”a ek olarak diş çürüklerini önlemesine rağmen, fazlası zehirleyici olan “flouride” maddelerinden yüksek miktarlarda bulunmaktadır. Bu durumla karşı karşıya kalmamak için piyasadaki doğal diş macunlarını tercih etmeye özen gösterebiliriz.

Görünüşümüzde en önem gösterdiğimiz alanlardan biri olan saçlarımızın “sağlığını ve parlaklığını arttırmak” için kullandığımız şampuan, saç kremi, güçlendirici, jöle, saç spreyi, ve boya gibi ürünlerin ne kadar zararlı maddeler içerebileceklerini hiç düşündünüz mü? Marketlerde karşımıza çıkan çoğu şampuan ve saç kremi petrol yan ürünlerini içerdiği gibi, kepeğe karşı tasarlanmış olduğu iddia edilen şampuanlar ve bazı saç boyaları içlerinde kanserojen kömür ziftlerini barındırmaktadırlar. Bunlara ek olarak yapılarında “formaldehyde” ve “phthalates” gibi maddeleri içeren yapay kokulu ürünlerden uzak durmak sağlığımız açısından mantıklı bir yaklaşım olacaktır.

Modern hayatta ihtiyaç duyduğumuz kişisel bakım ürünleri ve sağlık malzemelerinin çoğunun petrol yan ürünlerini içerdiğini biliyor musunuz? Özellikle dudak kremleri ve parlatıcılarda kullanılan petrol ürünleri korkutucu boyutlardadır. Her alanda olduğu gibi doğru kozmetik ürünlerini seçerken de bilinçlenmenin şart olduğunu unutmayarak bu ürünlerin içerdikleri maddeleri etiketlerine bakarak ayırt etmek mümkün. Etiketlerde dikkatimizi çekmesi gereken isimler mineral yağlar, gazyağı, ve bir çeşit hidrokarbon olan “propylene glycol” maddesi.

Yılın çok büyük bir bölümü üzerinden güneş eksik olmayan ülkemizde güneşin zararlı ışınlarından korunmak için kullanılan güneş kremleri, kullanıcılarına güvende oldukları hissini vererek güneş altında durma süresinin uzamasına neden oluyor. Ancak unutmamak gerek ki çoğumuz bu kremleri üreticilerinin önerdiği kalınlıkta ve düzenli olarak kullanmıyoruz. Buna ek olarak bu tür kremlerin içindeki güneşe karşı koruma sağlayan kimyasallar, insan cildi için tahriş edici olabilmekte ve tahriş olmuş cilt güneşten etkilenmeye yatkın hale gelmektedir. Böyle bir durumun oluşmasını engellemek için doğal güneş kremleri kullanarak cildimizi korumalı, gün ortası sıcağından kesinlikle kaçınmalıyız.

Kozmetik üreticilerinin hayvanları etik olmayan şekilde labaratuarlarda kobay olarak kullanmaları hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir konu. Bu konuyla ilgili olarak 1998 yılında kurulan HCS (İnsancıl Kozmetik Standartları), kozmetik ürünlerinin hayvanlarda denenmesine karşı çıkan bir uluslararası koalisyon. Bu konudaki hassasiyetimizi üzerlerinde HCS ambleminin bulunduğu markaları tercih ederek gösterebiliriz.

Ürünlerin üzerinde çoğu zaman gördüğümüz “doğal” ibaresinin fazla bir önem taşımadığını ve gerçekten doğaya duyarlı bir tüketici olmak istiyorsak ürün seçiminde sertifikalı olan ürünlere yönelmemiz gerektiğini unutmamalıyız. Makyaj malzemesi alırken doğal ürünler ya cem şişelerde ya da geri kazanılabilen diğer ambalajlarda satışa sunulmaktadır. Ambalajında “doğal” olarak isimlendirilen bir ürünün gerçekten doğal olması için tamamı ile doğal ve cilde dost hammaddelerden üretilmesi; üretiminde cilt tarafından emilemeyen ve cilt üzerinde su geçirmez bir tabaka yaratan mineral yağlar ve parafinler kullanılmaması; ve içerisinde paraben, izotiyazolin, formaldehid gibi sentetik koruyucular bulundurmaması gerekir. Bunlara ek olarak sentetik çözücüler yardımıyla elde edilen doğal maddeler de doğal kozmetik üretiminde kullanılmamalıdırlar.

PEG (polietilenglikkol) gibi sentetik emülgatörler ve SLS (sodyumlaurilsülfat) ya da SLES (sodyumlauriletersülfat) gibi tensidler kullanılarak üretilmiş vücut losyonları ve şampuanlar gibi kozmetik ürünler “doğal kozmetik” olarak tanımlanmazlar. Doğal kozmetiklerin tam içerikleri CTFA veya INCI isimleriyle ambalaj üzerinde yer almalı, ambalajları çevre ile uyumlu malzemelerden seçilmelidir. Bu şekilde hem zararlı maddelerin ürüne geçmesi hem de ambalajın üretilmesi ve sonradan elden çıkarılması sırasında çevrenin kirlenmesi önlenmiş olur.

Doğal kozmetiklerin üretiminde ölü hayvanlardan elde edilen doku özleri ve hormonlar gibi hammaddeler kullanılmadığı gibi doğal kozmetik kavramı, hayvanlar üzerinde test yapılmasına kesinlikle karşı çıkmaktadır. Sağlık faktörlerinin yanında bir ürünün üretim, kullanım ve elden çıkarılış devrelerinde çevreye duyarlılık göstererek herhangi bir şekilde kirlenmeye neden olmaması gerekir. Dışardan bakıldığında komplike bir sorun gibi görünen kozmetik çıkmazı, düşündüğümüzden daha az bir çaba sarfederek elde edebileceğimiz bilinçlenme sayesinde sağlığımız açısından pozitif bir etki bırakabilir.

Çise Ünlüer (10 Ekim 2010)
ciseunluer@hotmail.com

01/10/2010

Beyaz Eşyada Enerji Kullanımı



Bu hafta sizlere evlerimizdeki beyaz eşyaların kullanımında öne çıkan ve enerji verimliliğini etkileyen belirli faktörlerden bahsetmek istiyorum.

Yeni alınan çamaşır makinelerini evlerimize kurarken makine çevresinde havanın kolayca hareket etme özelliğini mümkün kılmak için makinenin kurulduğu yerin çevresinde en az 5 santim boşluk kalmasına dikkat edilmesi gerekir. Makineyi tam dolu iken çalıştırmaya ve fazla veya eksik çamaşırla yıkama yapmamaya önem göstermeli; yarı dolu çalıştırılsalar bile bu makinelerın aynı miktarda enerji, deterjan ve su tükettiğini unutmamalıyız. Çamaşırları yıkama işlemi için sıcak su yerine ılık su kullanılması, durulama ve çalkalanmanın ise soğuk su ile yapılması tavsiye edilir.

Çamaşır makinelerinin ihtiyaç duyduğu elektrik enerjisinin yüzde doksan (90%)’ı suyu ısıtma esnasında harcanır. 30-40 derecelik su sıcaklığı çamaşır yıkamak için en uygun sıcaklıktır. Çamaşırları sıcak veya çok sıcak sularla yıkamak elbiselerin yıpranmasına ve yapılarının bozulmasına neden olur. Bu nedenden dolayı çamaşırlar için doğru yıkama programını seçmek önemlidir. Çamaşırları makinede aşırı derecede kurutmak fazladan harcanan enerjinin yanında elbiseleri de yıpratır. Ülkemizdeki doğal kaynakları günlük hayatta avantaja dönüştürerek, bu kurutma işlemini doğal yollarla gerçekleştirmek için yılın büyük bir bölümü yeterli güçte olan güneş enerjisinden yararlanabiliriz.

Çamaşır makineleri için aşırı köpüren deterjanlar yerine önceden belirlenen deterjanları kullanmak makinenin ömrü ve istenilen sonucu elde etmek açısından yararlı olacaktır. Kullanılan deterjanın çeşidiyle birlikte miktarına da dikkat ettmek, az veya fazla miktarda deterjan kullanımının verimsiz temizlemeye neden olacağından önemlidir. Öte yandan, çok kirli olan çamaşırlar için ön yıkama programları kullanılabilir.

Her yıkamadan sonra kurutucudaki filtreyi temizlemek ve durulama biter bitmez çamaşırları makineden çıkardıktan sonra nemli havanın uzaklaşması için çamaşır yıkanan yerin iyi bir şekilde havalandırılmasına dikkat etmek makinenin temizliği açısından gereklidir. Soğuk suda temizleme yapabilen deterjanlar kullanmak enerji tüketimini minimize etmemize yardımcı olabilir.

Her zaman daha az su, enerji ve deterjan harcayan makineleri tercih etmeliyiz. Çamaşır makinesi satın alırken verimli ömür maliyetini mutlaka hesaplamak daha mantıklı sonuçlar elde etmemizi sağlar. Verimli ömür maliyeti, makinenin yıllık enerji maliyeti, tahmini ömrü ve iskonto faktörününün çarpımını satın alma fiyatına ekleyerek elde edilir. Farklı türden ve özelliklerle donanılmış makineleri birbirinden ayıran en önemli faktör yıllık enerji maliyetleridir.

Bir evde tüketilen enerjinin yüzde onbeş (15%)’i buzdolabının çalışması için kullanılır. Buzdolaplarını, soba, radyatör, bulaşık makinesi ve ocak gibi ısıtıcı kaynaklardan uzak olacak şekilde mutfağın soğuk bir alanına yerleştirerek enerji tüketimimizi yüzde on (10%) azaltabiliriz. Dolabın çevresinde havanın serbestçe hareket edebileceği yeterli aralık bırakılmazsa enerji tüketimi 2-3 katı artar.

Buzdolabının sıcaklığını +5 derecede, derin dondurucunun sıcaklığını ise -18 derecede tutmak önemlidir çünkü daha düşük sıcaklıklar enerji israfına neden olur. Yiyecekleri dolaba koymadan önce dışarda oda sıcaklığına kadar soğumalarını beklemek yemeği soğutmak için ilave enerji harcamamıza neden olmaz. Örtülmemiş yiyeceğin nem bırakacağından ve kompresörün daha fazla çalışmasına neden olacağından, dolabımıza koyduğumuz yiyeceklerin üzerini alüminyum folyo veya plastik yerine iyi bir yalıtım malzemesi olan kağıtla mutlaka örtmeliyiz.

Buzdolabının ve derin dondurucunun kapılarının hava sızdırmaz olmasına dikkat etmeli, sızdırmazlık kontrolü için beyaz temiz bir kağıdı kapı contası ile dolap kabinesi arasına koyarak dolap kapısını kapatabiliriz. Eğer kağıdı kolayca dışarıya çekebiliyorsak buzdolap veya derin dondurucumuz hava alıyor demektir. Bu durumda contaları mutlaka değiştirmemiz gereklidir. Derin dondurucularda buz kalınlığının 6 milimetreden fazla olmasına müsaade etmemeli, dolaptaki buz otomatik olarak erimiyorsa yılda en az iki defa kendimiz eritmeliyiz ki bu durumun neden olabileceği enerji israfını önlemiş olalım.

Dolabın altında veya arkasında bulunan bobinler yılda iki defa vakumlu süpürge ile temizlendiği zaman yüzde yirmibeş (25%) daha az enerji tüketerek istenen sıcaklığı elde etmek mümkündür. Kullanım süresi boyunca buzdolabının kapısını sık sık açmayarak, açtığımız zaman da mümkün olan en kısa sürede kapandığına emin olmalıyız. Aksi durumda fazla enerji tüketimine neden oluruz. İçerisine aşırı yiyecek koymak buzdolabındaki soğuk havanın serbestçe hareket etmesini engelleyeceğinden tavisye edilmez.

Derin dondurucudan alacağımız bir kase içindeki buz parçalarını dolabımızın ortasına koyarak 3-4 gün süre ile, yüzde beş (5%) daha az enerji harcamamız mümkündür. Buzluktan çıkardığımız yiyeceği dolapta eriterek dolabın soğuk kalmasına ve soğutma işlemi için daha az enerjiye ihtiyaç duymasına yardımcı olabiliriz. Bir buzdolabının verimli çalışma ömrü ortalama 20 yıldır. Eski dolaplar yeni dolapların iki katı enerji tükettiğinden, eski dolabımızı yenisi ile değiştirmek uzun vadede düşündüğümüzden daha hesaplı olabilir. Son olarak buzdolabı satın alırken verimli ömür maliyetini hesaplamak doğru karara varmamızda yardımcı olacaktır.


Çise Ünlüer (3 Ekim 2010)
ciseunluer@hotmail.com

24/09/2010

Enerji Verimliliği



Bu hafta sizlere aydınlatmada ve beyaz eşya çalıştırırken ihtiyaç duyduğumuz elektrik miktarında verimliliği elde etmek için alabileceğimiz önlemlerden bahsetmek istiyorum.

Enerji verimliliği, aynı işi gerçekleştirmek için mümkün olan en düşük miktarda enerji kullanmak anlamına gelmektedir. Enerjinin daha verimli kullanımı, ev sahiplerinin, okulların, devlet dairelerinin, iş ve endüstriyel çevrelerin enerji kaynaklarına daha az para ödemesi şeklinde ekonomiye yansır. Bu sayede yapılabilecek olan tasarrufun göz ardı edilemeyen bir miktarı temsil edebileceğinden, bu miktar, tüketici ihtiyaçlarına, üretime, eğitim ve halkın ihtiyaç duyduğu çeşitli hizmetlere harcanabilir. Evde veya iş yerlerinde enerji verimliliği, binanın ısınma, serinleme ve aydınlanması için daha az enerjinin kullanılması demektir.

Sadece evlerde değil işyerlerinde de aydınlatma amaçlı kullanılan tüm lambaları, normallerinden 5 kat daha az enerji tüketen ve 10 kat daha uzun ömürlü olan kompakt floresan lambalar ile değiştirmek gerekir. Standart lambaların ömrü 750-900 saat (150 gün) iken, kompakt floresan lambaların ömrü 10,000 saat (2000 gün) kadardır. En başta yüksek fiyatlara satılan kompakt floresan lambaları iki yılda amorti etmek mümkün olduğundan, enerji koruyucu lambalar satın alarak aydınlatma maliyetini yüzde yetmiş beş (75%) azaltmak mümkündür.

Örneklendirecek olursak, bir salon, iki oturma ve bir yatak odası, bir mutfak ve banyodan oluşan 100 metrekare’lik bir dairede, günde 5 saat aydınlatma için normal lambalarla 3250W enerji tüketilirken, kompakt fluoresant lambalar kullanıldığında sadece 650W enerji tüketilir. Bunun esas nedenlerinden biri normal lambaların çalışmak için ihtiyaç duydukları enerjinin önemli miktarını aydınlatmada değil, ısıtmada tüketmeleridir.

Aydınlatmada alınacak önlemler arasında kullanmadığımız odaların lambalarını kapatmak ve bina dışı aydınlatma lambalarını sadece gerektiği zaman kullanmak geliyor. Bu sistemi sağlamak için otomatik olarak ışığı kapatan ve açan fotosel üniteler veya zaman ayarlayıcılar kullanabiliriz. Kirli ve tozlu lambaların yüzde yirmi beş (25%) daha fazla enerji tükettiklerini unutmayarak, daha iyi çalışmaları için lambaları kuru bir bezle temizlemek önemlidir. Gündüzleri aydınlanmayı sağlamak için evdeki lambaları kullanmak yerine perdeleri açarak güneş ışığından faydalanmak hem enerji sarfiyatını önler hem de daha sağlıklı bir ortam yaratır.

Kullandıkları enerji miktarı açısından incelenilmesi gereken beyaz eşyalar arasında bulaşık ve çamaşır makinelerine ek olarak buzdolabı ve derin dondurucular gelmektedir. Kısa süreli yıkama ve durulama özellikli bulaşık makineleri daha az su ve elektrik enerjisi tükettiklerinden tercih edilmelidirler. Makineyi odaya yerleştirirken çevresinde en az 5 santim boşluk kalması, makinenin ısınmasından dolayı oluşan sıcak havanın kolayca dağılmasını sağlayacağından ve aksi durumda daha fazla enerji harcanacağından dolayı önemlidir.

Bulaşık makinesi kullanımında, bulaşıkları makineye koymadan önce soğuk suda çalkalamaya gerek yoktur. Makineyi yarı dolu veya aşırı dolu halde kesinlikle çalıştırmamalı ancak mutlaka dolu halde iken çalıştırmalıyız. Yarı dolu halde kullanılan makineler, dolu halde çalışan makinelerle aynı enerji, deterjan ve suyu tükettiğinden bu durum tercih edilmemeldir. Bunlara ek olarak, az kirli bulaşıklar için kısa veya ekonomik devirli, düşük sıcaklıklı programları kullanmak en doğru seçim olacaktır.

Yaz aylarında oluşan yüksek ısı ve nemi azaltmak için sabah veya akşam saatlerinde yıkama yapılması ve bulaşıklar için sıcaklığın yaklaşık 60 derece olması gerekir. Ancak unutmamak gerekir ki 50 derecede de bu işlemi gerçekleştirmek mümkündür. Bu yöntem sayesinde yüzde on (10%) daha az enerjiye ihtiyaç duyarız. Makineyi çalıştırdığımız süre boyunca banyo ve mutfakta mümkün oldukça aşırı su kullanmamak gereklidir. Bulaşık makinesi satın alırken verimli ömür maliyetini hesaplamak doğru seçimi yapmakta bize yardımcı olacaktır. Satılan tüm makinelerin verimli ömür maliyeti, satın alma fiyatına ek olarak yıllık enerji maliyeti, tahmini ömrü ve iskonto faktörünün çarpımı ile elde edilen rakamdır. Pazardaki bulaşık makinelerinin ortalama ömrünün 12 yıl ve iskonto faktörününün 0.84 olduğunu düşünecek olursak, buna göre en önemli faktör yıllık enerji maliyetidir.

Önümüzdeki hafta evlerimizdeki çamaşır makineleri, buzdolapları ve dondurucuların kullanımında alabileceğimiz önlemlere değinerek, bu makinelerdeki enerji sarfiyatını engellemenin yöntemlerinden bahsedeceğiz.


Çise Ünlüer (26 Eylül 2010)
ciseunluer@hotmail.com

16/09/2010

Kansere Karşı Yaşam



Sağlıklı beslenme, insanın büyümesi, gelişmesi, bu yolda sağlığının korunması, geliştirilmesi ve kronik hastalık riskini azaltmaya yönelik bir beslenme biçimi ile üretken olarak uzun süre yaşamını sürdürebilmesi için gerekli besinlerin tüketilmesidir. Aşırı ve hatalı beslenmeyle ilgili sağlık sorunları, yağ içeriği yüksek saflaştırılmış besinlerin tüketimindeki artış, hareketsizlik, çevre kirliliği gibi nedenlerden kaynaklanan kronik hastalıklardır. Bu hastalıkların başında kardiyovasküler hastalıklar, kanser, şişmanlık, diyabet, safra kesesi taşları, diş çürükleri ve osteoporoz gelmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan açıklamaya göre her yıl dünya çapında 10 milyon hastaya kanser teşhisi konuyor. Yapılan çalışmalara göre bu rakamın, önlem alınmazsa 2020’de yüzde elli (50%)’lik artışla 15 milyonu bulması bekleniyor. Ülkemizde de son yıllarda bu hastalığa yakalanan hastaların sayısındaki artış insanı düşündüren boyutlarda olduğundan bu konuda önlem almak kaçınılmaz bir hal almıştır.

Pek çok kanser türünün durduk yerde veya bir gecede ortaya çıkmadığını ve büyük oranda öngörülebileceğini düşünecek olursak, bu hastalığın, hayat stilimizde uygulayacağımız belirli yaklaşımlarla engellenebileceği veya gerçekleşme riskinin küçümsenemeyecek oranda azaltılabileceği kanısına varabililiriz.

İlk olarak, nerdeyse tüm kanser türlerinin oluşumunda büyük rol oynayan beslenme alışkanlıklarını inceleyelim. Beslenme, tüm insanlığın en doğal bedensel faaliyetlerinden biridir. Binlerce yıldır insanoğlu hayatta kalabilmek için her türlü besin maddesini kullanmış, gerektiğinde avlanmıştır. Çoğu zaman yoğun çalışma hayatından fırsat buldukça en hızlı ve mümkün olan en verimli şekilde beslendiğimiz için istemeden sağlığımızı ikinci plana atıyor olabiliriz. Ancak kansere karşı korunma yolunda belli gıdaların alınması şart. Örneğin, lahana turşusu ve haşlanmış brokoli kanserle savaşan bileşenler içerdiklerinden sağlıklı insan diyetinden eksik edilmemesi gereken yiyecekler arasındadırlar.

Evde hazırladığımız salatalar içerisinde kanser hücrelerini öldürerek hücrelerin DNA’larını tamir etmelerine yardımcı olan selenyum bulunduran Brezilya fıstığını eksik etmemeliyiz. ABD’deki Dartmouth Tıp Okulu’nun araştırmasına göre kalsiyum ve D vitamini bileşimi, kolon kanserinin oluşması ihtimalini azaltıyor. Bunlara ek olarak, yemeklerimize mümkün oldukça sarmısak katmak, içerisindeki bağışıklık sisteminin kansere karşı doğal savunmasını harekete geçiren sülfür bileşiklerinden dolayı sağlıklı bir diyet için büyük önem taşımaktadır.

Sabah kahvaltılarında ve gün boyu atıştırmalarda yağlı yiyecekler yerine akciğer kanseri riskini azaltan kavun gibi meyveleri tercih etmeli, kahvaltılarımıza bir numaralı antioksidan olan yarım bardak yabanmersinini eklemeyi ihmal etmemeliyiz. En yararlı sebzeler arasında gelen enginar, içerisindeki antioksidanlar sayesinde cilt kanserini önlemeye yardımcı oluyor. Kültürümüzde önemli bir yer edinmiş olan mangal etini yeterli bir miktarda terbiyelemek, pişirirken ateşle direkt teması önleyerek kimyasalların oluşumunu azaltıyor.

Günlük sıvı tüketimi insan sağlığı açısından beslenmenin en önemli faktörlerinden biri. Her gün vücudumuz için gerekli su miktarını aldığımıza emin olarak, kansere karşı en güçlü bileşenlerden olan ve antioksidan etkileri bulunan EGCC (epigallocathechin gallete) adlı kimyasalı bünyesinde bolca bulunduran yeşil çaydan en az günde bir bardak içmek gerekiyor. Buna ek olarak, narenciye içeren taze limonata içmek ağız, gırtlak ve mide kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor.

Ülser ve mide kanserine yol açan helikobaktere karşı koruma sağlayan bira, günde iki taneden fazla içilince kanser riskini artırıyor. Haftada en az dört kere balık yiyenlerde kan kanseri riskinin üçte bir oranında azaldığını aklımızda tutarak, sağlıklı bir yemek programından balığı eksik etmemeliyiz. Uzun süre güneş altında vakit geçirmenin zararlı yanlarını ve UV ışınlarından sürekli bir şekilde korunmamız gerektiğini unutmayarak her gün 15 dakika güneşe çıkmak, olası D vitamini eksikliği, meme, kolon, prostat, yumurtalık ve mide kanseri riskini azaltmanın yanı sıra osteoporoz, yüksek kan basıncı, MS gibi sorunlarda da yardımcı olabiliyor.

Yüksek oranda C ve E vitamini, lutein ve bakır içeren kivi değerli bir antioksidan olmakla birlikte şarapta bulunan kanserden koruyucu resveratrol üzümde bol miktarda bulunduğundan bu meyveleri diyetimizden eksik etmemek avantaj sağlar. Bunların yanında yüksek yağlı hayvansal proteinler içeren et yerine balık veya tavuğu tercih etmeli, yemeklerde tereyağı yerine zeytinyağı kullanmaya özen göstermeliyiz.

Günümüzde organik olmayan gıdalardaki hormon ve tarım ilaçlarının hücrelere verdiği zarar, kansere yol açabildiği gibi füme gıda ve turşular kanserojen maddeler içerdikleri için turşu yerine salatalık, somon füme yerine tazesini tercih etmek gerekiyor. Kızarmış gıdalarda oluşan kimyasal değişimler kansere davetiye çıkardığından, cips veya kızarmış patates yerine haşlanmış patates tüketmek daha yararlı olacaktır.

Yiyeceklerin yanında günlük ihtiyaçlarımızı nasıl giderdiğimiz sağlığımızı direk olarak etkiler. Örneğin, giysi seçimlerinde kurutemizleme gerektirmeyen kıyafetleri seçmek bu işlem sırasında kullanılan kimyasalların böbrek ve karaciğer kanserine yol açmasından dolayı önem taşıyor. Solaryumun aksine deri kanseri riskini artırdıklarına dair hiçbir bulgu olmayan sprey bronzlaştırıcılar bu gereksinimi karşılamak için kullanılılabilir.

Bilinçli bir gıda tüketimine ek olarak sağlıklı bir yaşamın diğer bir kurallarından birinin hareketlilik olduğunu unutmadan, özellikle akşam yemeklerinden sonra 30 dakika düzenli yürüyüşler yapmak meme kanseri riskini azaltıyor. Ve son olarak, tam anlamı ile sağlıklı bir hayatın beraberinde mutluluğu da getirmesi için gereken sevgiyi sosyal çevremizi genişleterek hayatımızdan eksik etmemeliyiz.


Çise Ünlüer (19 Eylül 2010)
ciseunluer@hotmail.com

10/09/2010

Yenilenebilir Enerji Kullanımı ve Yararları



Bir önceki hafta kömür, petrol, ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarının neden oldukları çevre kirlilğine ek olarak güneş ve rüzgar kaynaklı yenilenebilir enerji kaynaklarından bahsetmiştik. Bu hafta bir diğer yenilenebilir enerji çeşidi olan biyokütle enerjisine, enerji verimliliğine ve yenilenebilir enerjinin ülkemiz için yararlarına değineceğiz.

Güneşin yeryüzünü ısıtmasıyla okyanus ve derelerden su kütleleri buharlaşır. Bu su buharı yağmur ya da kara dönüşüp tekrar ırmak ya da dere içlerine ulaştığı zaman, hidro enerji hidroelektrik santraller tarafından yakalanabilir. Yağmur ve karla beraber güneş ısı ve ışığı bitkilerin büyümesini sağlar. Geleneksel ve modern şeklinde ikiye ayrılan biyokütle enerjisi, her türlü yeşil bitkilerden ve hayvan atıklarından oluşan organik ürünlerden elde edilir. Yüzyıllar boyunca ağaç ve hayvan atıklarının yakılarak kimyasal enerjinin ısı enerjisine dönüştürülmesi geleneksel biyokütle olarak adlandırılırken; etanol, metan, ve biyodizel yakıtlarının belirli işlemlerle elde edilmesine modern biyokütle denir.

Modern biyokütleyi yaygın olarak kullanan Çin, Hindistan, ve Brezilya gibi ülkelerde hayvan atıklarından elde edilen metan gazı aydınlanma, pişirme, ve elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır. Biyokütleden elde edilen etanol ve biyodizel ise yaygın bir şekilde taşıt yakıtı olarak kullanım görmektedir. Etanolun farklı oranlarda benzin ile karıştırılarak (örneğin 10% etanol + 90% benzin karışımı) araçlarda kullanılmasına rağmen bu durum mısır üretimi üzerinde yapılan araştırmalar incelendiğinde sarfedilen enerji göz önünde bulundurulacak olursa düşünüldüğü kadar avantajlı olmayabilir. İhtiyaç duyulan etanolu elde etmek için gereken mısır miktarını yetiştirmek geniş tarım alanlarına gereksinim kıldığından, bazı ülkelerin bu durumda başka amaçlar için kullanılabilen verimli alanları sırf mısır üretimi için kullanmaları, normalde bu alanlarda sağlıklı bir şekilde büyüyen ağaçların kesilmesine neden olmaktadır.

Benzin ile karıştırılarak kullanılan etanola ek olarak dizel motorları için alternatif bir yakıt sunan biyodizel, bitki ve hayvansal yağlardan üretilmekle birlikte, yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Günümüzde biyodizel doğrudan saf olarak kullanıldığı gibi, belirli oranlarda dizel yakıtı ile de karıştırılabilir. Bu enerji, soya veya çeşitli bitki yağlarının alkol ile kimyasal tepkimeye girmesi sonucu elde edilir.

Yenilenebilir enerji teknolojileri kirleticiler içermediklerinden dolayı çevreyi fosil enerji teknolojilerinden daha az etkilerler ve kaynaklarının bitmesi söz konusu olmadığından sürdürülebilirdirler. Günümüzde gündemde olan sera etkisi ve küresel ısınma gibi konular sebebiyle önem verilen bir konu olan yenilenebilir enerji yatırımlarının çoğunda, yüksek maliyetli enerji dış alımları yerine, tesislerin kurulması için malzeme ve insan gücüne ihtiyaç duyulur. Yenilenebilir enerji için yapılan yatırımlar genelde yapıldıkları yörede kaldıklarından dolayı, bu bölgelerdeki iş imkanları ve lokal ekonomiler için de bir avantaj sağlanmış olur.

Enerji verimliliği, aynı işi gerçekleştirmek için mümkün olan en düşük miktarda enerji kullanmak anlamına gelmektedir. Enerjinin daha verimli kullanımı, ev sahiplerinin, okulların, devlet dairelerinin, iş ve endüstriyel çevrelerin enerji kaynaklarına daha az para ödemesi şeklinde ekonomiye yansır. Bu sayede yapılabilecek olan tasarrufun göz ardı edilemeyen bir miktarı temsil edebileceğinden, bu miktar, tüketici ihtiyaçlarına, üretime, eğitim ve halkın ihtiyaç duyduğu çeşitli hizmetlere harcanabilir.

Evde veya iş yerlerinde enerji verimliliği, binanın ısınma, serinleme ve aydınlanması için daha az enerjinin kullanılması demektir. Enerjisi verimli bir ekonomi, az bir miktarda enerjiye ihtiyaç duyarak gelişebildiği gibi, kirlilik ve enerji birbirine direk olarak bağlantılı olduğundan, bu alanda üretilen atık miktarı da kullanılan yenilenebilir enerji miktarı arttıkça düşer. Bu durum çevreye olan zararın azaltılmasında büyük rol oynamakla kalmaz, aynı anda aile veya işyeri bütcesine de düşünebileceğimizden fazla katkı koyar.

Bunu mümkün kılmak için ülkedeki enerji kurumları, enerjiyi kazanmak ve verimli bir şekilde kullanmak isteyen ev sahipleri için bir takım örnek uygulamalar ve gerçekleştirilmesi mümkün olan enerji verimliliği projelerinin listesini sunmalıdır. Günümüzün önemli bir kısmını geçirdiğimiz ulaşımda ise otomobil ve diğer araçlar için enerji verimliliği, üretimlerinde daha gelişmiş teknolojileri içeren otomobillerin kullanılmalarına imkan sağlanması ve üreticilere bu konuda destek olunması şeklinde düşünülebilir. Enerjisi verimli araçlara ek olarak yakıt ekonomi rehberi ve araç teknolojisi programları hakkında halkı bilgilendirerek daha uygun teknolojileri seçme imkanlarını tüketiciye sunmak önem taşır.

Temiz bir enerji kaynağı sunan yenilenebilir enerjinin kullanıcısına kazandırdığı avantajlardan geniş çapta bahsettik. Yenilenebilir enerji ve enerjisi verimli teknolojileri ev, işyerleri ve ulaşıma entegre ederek çevre korunmasına yardım edebilir ve bu sayede uzun süreli kullanımlarda daha fazla tasarruf edebiliriz. Boyutu her ne olursa olsun ülkemizdeki işyerlerinde yenilenebilir enerji ve enerjisi verimli teknolojileri kullanmak enerji faturalarını ve çevreye olan etkimizi azaltmamızı mümkün kılan en etkili yoldur. Bu sayede enerji verimliliğinden sadece işyeri sahipleri değil, ihtiyaç duyacakları yenilenebilir olmayan enerji miktarının azalmasıyla harcamaları azalan ve bunu, sundukları ürün veya hizmet ücretlerinin fiyatlarında indirimlere giderek yansıtan işyerleri sayesinde müşteriler de yararlanmış olur.

Son yıllarda yaşanan ihtiyaç duyulan petrolü elde etmekteki zorluklardan sonra, bazı ülkeler yabancı petrole olan bağımlılıklarını azaltma girişimlerinde bulundularsa bile gelişmekte olan çoğu ülke hala daha bu durumu azaltmak yerine dışa bağımlılığı artırmak yönünde gitmiştir. Bu durum, ülkelerde enerji politikalarının üzerinde oldukça etkili olmuştur. Dünyanın çoğu yerinde yenilenebilir enerji teknolojileri ve kullanımı üzerine birçok çalışma gerçekleştirilirken, ülkemizin halen hiç sürdürülebilir olmayan olası petrol kaynaklarına ümit bağlaması düşündürücü.


Çise Ünlüer (12 Eylül 2010)
ciseunluer@hotmail.com

04/09/2010

Dünyada Yenilenebilir Enerji



Küresel ısınmaya sebep olan nedenler doğal ve yapay olanlar şeklinde incelenebilir. Doğal nedenler arasında güneşin etkisinin yanında, dünyanın presizyon hareketi ve “Güney salınımı sıcak olayı” olarak tanımlanan El Nino hareketi gibi olaylar bulunmaktadır. Yapay nedenlerin en başında, kömür, petrol ve doğalgaz gibi yapılarında karbon ve hidrojen elementlerini bulunduran fosil yakıtların insanlar tarafından yaygın kullanımı gelmektedir.

Günümüzde çoğu ülkede enerji için ağırlıklı olarak kömür, petrol, ve doğalgaz kullanılmaktadır. Fosil yakıtlar denilen bu kaynaklar yenilenebilir değildir. Yenilenebilir olmamaları, bu kaynakların miktarlarının sınırlı olduğunun ve dünyada bilinen rezervlerdeki miktarları azaldıkça fiyatlarının da buna ters orantılı bir şekilde artacağının bir habercisidir. Petrol fiyatlarındaki bu artışa ek olarak bu yakıtların neden olduğu çevre kirlilği ve tüm dünyayı yakından ilgilendiren küresel ısınma gibi sorunlar da eklenince, sürekli bir şekilde kendilerini yeniledikleri için tükenmeyen yenilenebilir enerji kaynaklarının ön plana çıkması kaçınılmazdır.

Enerji ve çevre sorunlarını gidermenin en kalıcı yolu olarak görülen yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve kullanılmasını mümkün kılmak için bu kaynakları ve bugünkü teknolojileri iyi kavramak gerekir. Global enerji gereksinimini karşılamak ve ekonomik bir çözüm sunmak için şu an gelişmiş olan ülkelerde fosil yakıtlar ve nükleer enerji ile birlikte kullanılan yenilenebilir enerji, güneş ışınları, rüzgar, akan sular, jeotermal, zirai mahsüller, endüstriyel ve belediye atıkları gibi çeşitli sürdürülebilir kaynaklardan elde edilmektedir.

Yenilenebilir enerjilerin çoğu direkt ya da indirekt olarak güneşten kaynaklanır. Günümüzde güneş enerjisini kollektörlerle toplayarak ısınma ve aydınlanma amaçlı evlerde ve diğer binalarda doğrudan kullanmak mümkündür. Ancak bugünkü teknoloji ile güneş enerjisinin gerekli miktarda bir yerde toplanarak depolanması, bu işlemde kullanılan kollektörlerin sınırlı yüzey alanına sahip olmasından dolayı kolay değildir. Bu kısıtlamaya bağlı olarak, elektrik enerjisi üretmek amacı ile bir ülkenin gelir kaynağı olan tüm tarım alanlarının güneş panelleri ile kaplanması mantıklı değildir.

Ancak güvenilir ve ekonomik çözümler sunan yeni teknolojiler geliştirilirse güneş enerjisi tüm ülkelerin elektrik enerjisi gereksinimlerini karşılayacak duruma gelir. Güneş enerjisini elektrik enerjisine çevirmek için kullanılan fotovoltaik (PV) piller üzerlerine düşen güneş enerjisinin ancak 10-20%’sini elektrik enerjisine dönüştürmekle kalmaz, saati yaklaşık 20 cent/kW-saat olacak şekilde fiyatlandırıldığı için ekonomik açıdan da tam anlamı ile cazip bir çözüm sunmaz. Fakat bu alanda çalışmalar gerçekleştiren kurumlar tarafından bu miktarın 2020 yılına kadar 6 cent/kW-saat’a kadar düşmesi beklenmektedir.

Güneşin ısıtmasındaki farklılıklar ve yerkürenin yüzey yapısının değişik formlarda oluşundan dolayı rüzgarlar meydana gelir, rüzgardaki enerji rüzgar türbünleri yardımıyla yakalanır. Bir bölgedeki rüzgar akışı, o bülgedeki bitki yapısı, akarsular, göller, denizler, dağlar, ve tepeler gibi faktörlere bağlıdır. Yeryüzüne ulaşan güneş enerjisinin yaklaşık olarak yüzde iki (2%)’si kadar olan rüzgar enerjisi, güneş ışınları olduğu sürece olacağından dolayı rüzgar enerjisinde kaynak tükenmesi diye bir olay söz konusu değildir. Rüzgar enerjisinin yel değirmeni ve su pompaları gibi aletlerde mekanik güç elde etmek için kullanılmasına ek olarak, bir jeneratör aracılığı ile rüzgarın kinetik enerjisini elektriğe döndürmek mümkündür. İlk olarak 1980 yılında Danimarka’da gerçekleştirilen bu işlem, rüzgar türbinlerinin geliştirilmesinde atılan ilk adımdır.

Petrol fiyatlarındaki sürekli artışla doğru orantılı olarak rüzgar enerjisinin kullanımına olan ilgi artmış, 1980 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde 80 cent/kW-saat olan enerji fiyatı 2002 yılında 4 cent/kW-saat’a kadar düşmüştür. Temiz bir enerji kaynağı olmalarına rağmen verimlilikleri tamamı ile rüzgar gücüne bağlı olan türbinlerin bağlı olduğu rüzgar santralleri bulundukları çevrelerde gürültü yapar ve çevredeki kanatlı hayvanlara çok zarar verir. Bu nedenlere ek olarak estetik bir görüntü sunmadıkları için bu kaynağa olan talep olması gerekenden daha düşüktür.

Önümüzdeki hafta diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına değinerek bu kaynakların ülkemiz için yararlarından ve nasıl uygulanabileceklerinden bahsedeceğiz.


Çise Ünlüer (5 Eylül 2010)
ciseunluer@hotmail.com

27/08/2010

Eko-Düğün



Bu yıl toplam kaç düğüne gittiniz? Düğünler, küçük bir adada olmanın bir getirisi olarak kuşkusuz toplumumuzun en büyük eğlencesi. Birçoğumuzun tek bir gecede bile birden fazla düğüne gittiğini düşünecek olursak, bu sektöre yapılan yatırımların boyutunu hayal edebiliriz. Ancak, hayatınızın bu en güzel günü, dünyaya ve tüm insanlığın geleceğine mal olabilir.

Günün getirdiği tüm heyecan ve mutluluk arasında çevreye verilen zarar ilk başlarda yeterince belirgin olmayabilir. Avaraj bir insan, bir sene boyunca toplam 12 ton karbondioksit salınımına neden olmaktadır. Yapılan araştırmalara göre, normal bir düğün, yaklaşık olarak 14.5 ton karbondioksiti çevreye yaymaktadır. Bu bir gecelik rakamın, bir insanın bir senede neden olduğu karbondioksit salınımından çok daha fazla olması ürkütücü!

Düğünler yıllardır kültürümüzde çok önemli bir yer kapladığından, kimsenin kafasında uzun bir süre boyunca planladığı görkemli düğününden tamamı ile vazgeçmesini beklemiyoruz. Ancak alınacak bazı önlemler, bu günün çevreye olan zararını azaltmakla kalmaz, evrene karşı düşünceli bir davranış sergilemenin getirdiği iç huzur bu günün mutluluğuna mutluluk katar.

Bu önemli günün en büyük parçası düğünde giyilecek olan gelinlik. Kuşkusuz tüm bayanlar etraflarındaki herkesin hayranlığını hakkedecek bir gelinlik giymek ister. Ancak uğruna binlerce lira harcadığımız “marka” gelinliklerin doğudaki fakir ülkelerde hiç de adil olmayan çalışma ortamlarında hazırlandıklarını biliyor muydunuz? Bunun üzerine bir de bu elbiseleri bu uzak ülkelerden getirmek için gereken taşımanın neden olduğu karbondioksit salınımını da ekleyince, üzerinde gerçekten düşünülmesi gereken bir durum ortaya çıkıyor.

Gelinliklerin çoğunun yapımında kullanılan polyester maddesinin geri dönüşümü olmadığı gibi, üretiminde yüksek miktarlarda enerji ve su harcanmasına ihityaç duyulur. Bu duruma bir alternatif olarak düğünde giyilecek olan kıyafetleri sırf gösteriş olsun diye ille de yurt dışından getirtmek yerine, ülkemizde bu alanda faaliyet gösteren butikleri desteklemek kendi ekonomimize katkıda bulunmanın yanında neden olduğumuz karbondioksit salınımlarını dikkate değer bir şekilde azaltır. Bir başka opsiyon, ailemizde ya da arkadaş çevremizde daha önce giyilen bir gelinliği güzel bir şekilde elden geçirildikten sonra tekrardan başka bir düğünde kullanılacak şekle kolayca getirebiliriz. Bu yaklaşım aile bütcesine büyük katkı sağlamamakla kalmaz, yeni madde kullanımına olan gereksinimi azaltır.

Düşünülmesi gereken bir diğer faktör yüzükler. Altın madenciliği sürdürülebilir olmamakla birlikte yerlatı sularına kadar ulaşan zehirli maddelerin açığa çıkmasına neden olur. Bu sektörde çalışan madencilerin çalışma şartlarının inanılmaz kötü olması ve sektöre akıtılan paranın genelde hiç adil olmayacak şekilde dağıtılması yeterince itici bir durum yaratmaktadır. Bunun yerine geri dönüşümlü altın ya da sentetik pırlantalar kullanılarak yapılan yüzüklere yönelmek gerekir.

Düğün öncesi veya sonrası, evlenen çifte getirilen hediyelerin çoğu genellikle kullanılmamakta ve seneler boyunca evdeki dolaplarda saklandıkları için yıllar sonra bu hediyelerin modası geçmektedir. Gelişmiş ülkelerde çevre bilinci yerinde olan birçok çift, evlendikleri zaman davetlilerin beraberlerinde hediye getirmek yerine, onların adına ülkedeki hayır kurumlarına bağış yapmalarını rica etmekdedir. Örneğin, ülkemizde engelliler veya kimsesiz çocuklar için kurulan birçok hayır kurumu bulunmaktadır. Düğün sonrası getirilen gereksiz onlarca yemek takımını evinizde nereye koyacağınızı düşünmek yerine, bu durumdan başkalarının yarar görmesini mümkün kılacak şekilde bir davranış sergilemek mümkün. Yeter ki insan istesin!

Ülkemizde genellikle kalabalık bir organizasyon halini alan düğünler için binlerce davetiye bastırmak yerine internet ile arası iyi olan çevremize davetiyelerini e-posta yolu ile kolayca ulaştırabilir, geri kalan misafirlere de geri dönüşümlü kağıtlara basılmış davetiyeler kullanarak ulaşabiliriz. Düğünde davetlilere sunulacak olan yemek ve içkilerin mümkün oldukça yerel kaynaklardan elde edilmesine önem göstererek, ülkemizin çiftçilerine kadar uzanan yemek sektörünü desteklemiş oluruz. Gecenin sonunda düğünden arta kalan yiyeceklerin çöpe gitmesi yerine ihtiyaçlı insanlara ya da olmazsa hayvan barınaklarına ulaştırılması düşündüğümüzden de basit bir şekilde gerçekleştirilebilir.

Yemek servisi olmayan bir düğünde gelen misafirlere sunulacak en çevreci hediye birer fidandır. Bu durumda, herkes evinde bahçesine dikebileceği ve baktıkça bu mutlu anları anabileceği yaşayan bir anı ile ayrılır. Son olarak, evlenen çiftin gideceği balayının ille de dünyanın diğer tarafında olmasına gerek yok! Tatil planları yaparken, bir uzun uçak yolculuğunun tüm çeversel emeklerimizi boşa çıkaracağını unutmadan, daha duyarlı seçimler yapmaya önem göstermeliyiz.


Çise Ünlüer (29 Ağustos 2010)
ciseunluer@hotmail.com