Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

16/09/2010

Kansere Karşı Yaşam



Sağlıklı beslenme, insanın büyümesi, gelişmesi, bu yolda sağlığının korunması, geliştirilmesi ve kronik hastalık riskini azaltmaya yönelik bir beslenme biçimi ile üretken olarak uzun süre yaşamını sürdürebilmesi için gerekli besinlerin tüketilmesidir. Aşırı ve hatalı beslenmeyle ilgili sağlık sorunları, yağ içeriği yüksek saflaştırılmış besinlerin tüketimindeki artış, hareketsizlik, çevre kirliliği gibi nedenlerden kaynaklanan kronik hastalıklardır. Bu hastalıkların başında kardiyovasküler hastalıklar, kanser, şişmanlık, diyabet, safra kesesi taşları, diş çürükleri ve osteoporoz gelmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan açıklamaya göre her yıl dünya çapında 10 milyon hastaya kanser teşhisi konuyor. Yapılan çalışmalara göre bu rakamın, önlem alınmazsa 2020’de yüzde elli (50%)’lik artışla 15 milyonu bulması bekleniyor. Ülkemizde de son yıllarda bu hastalığa yakalanan hastaların sayısındaki artış insanı düşündüren boyutlarda olduğundan bu konuda önlem almak kaçınılmaz bir hal almıştır.

Pek çok kanser türünün durduk yerde veya bir gecede ortaya çıkmadığını ve büyük oranda öngörülebileceğini düşünecek olursak, bu hastalığın, hayat stilimizde uygulayacağımız belirli yaklaşımlarla engellenebileceği veya gerçekleşme riskinin küçümsenemeyecek oranda azaltılabileceği kanısına varabililiriz.

İlk olarak, nerdeyse tüm kanser türlerinin oluşumunda büyük rol oynayan beslenme alışkanlıklarını inceleyelim. Beslenme, tüm insanlığın en doğal bedensel faaliyetlerinden biridir. Binlerce yıldır insanoğlu hayatta kalabilmek için her türlü besin maddesini kullanmış, gerektiğinde avlanmıştır. Çoğu zaman yoğun çalışma hayatından fırsat buldukça en hızlı ve mümkün olan en verimli şekilde beslendiğimiz için istemeden sağlığımızı ikinci plana atıyor olabiliriz. Ancak kansere karşı korunma yolunda belli gıdaların alınması şart. Örneğin, lahana turşusu ve haşlanmış brokoli kanserle savaşan bileşenler içerdiklerinden sağlıklı insan diyetinden eksik edilmemesi gereken yiyecekler arasındadırlar.

Evde hazırladığımız salatalar içerisinde kanser hücrelerini öldürerek hücrelerin DNA’larını tamir etmelerine yardımcı olan selenyum bulunduran Brezilya fıstığını eksik etmemeliyiz. ABD’deki Dartmouth Tıp Okulu’nun araştırmasına göre kalsiyum ve D vitamini bileşimi, kolon kanserinin oluşması ihtimalini azaltıyor. Bunlara ek olarak, yemeklerimize mümkün oldukça sarmısak katmak, içerisindeki bağışıklık sisteminin kansere karşı doğal savunmasını harekete geçiren sülfür bileşiklerinden dolayı sağlıklı bir diyet için büyük önem taşımaktadır.

Sabah kahvaltılarında ve gün boyu atıştırmalarda yağlı yiyecekler yerine akciğer kanseri riskini azaltan kavun gibi meyveleri tercih etmeli, kahvaltılarımıza bir numaralı antioksidan olan yarım bardak yabanmersinini eklemeyi ihmal etmemeliyiz. En yararlı sebzeler arasında gelen enginar, içerisindeki antioksidanlar sayesinde cilt kanserini önlemeye yardımcı oluyor. Kültürümüzde önemli bir yer edinmiş olan mangal etini yeterli bir miktarda terbiyelemek, pişirirken ateşle direkt teması önleyerek kimyasalların oluşumunu azaltıyor.

Günlük sıvı tüketimi insan sağlığı açısından beslenmenin en önemli faktörlerinden biri. Her gün vücudumuz için gerekli su miktarını aldığımıza emin olarak, kansere karşı en güçlü bileşenlerden olan ve antioksidan etkileri bulunan EGCC (epigallocathechin gallete) adlı kimyasalı bünyesinde bolca bulunduran yeşil çaydan en az günde bir bardak içmek gerekiyor. Buna ek olarak, narenciye içeren taze limonata içmek ağız, gırtlak ve mide kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor.

Ülser ve mide kanserine yol açan helikobaktere karşı koruma sağlayan bira, günde iki taneden fazla içilince kanser riskini artırıyor. Haftada en az dört kere balık yiyenlerde kan kanseri riskinin üçte bir oranında azaldığını aklımızda tutarak, sağlıklı bir yemek programından balığı eksik etmemeliyiz. Uzun süre güneş altında vakit geçirmenin zararlı yanlarını ve UV ışınlarından sürekli bir şekilde korunmamız gerektiğini unutmayarak her gün 15 dakika güneşe çıkmak, olası D vitamini eksikliği, meme, kolon, prostat, yumurtalık ve mide kanseri riskini azaltmanın yanı sıra osteoporoz, yüksek kan basıncı, MS gibi sorunlarda da yardımcı olabiliyor.

Yüksek oranda C ve E vitamini, lutein ve bakır içeren kivi değerli bir antioksidan olmakla birlikte şarapta bulunan kanserden koruyucu resveratrol üzümde bol miktarda bulunduğundan bu meyveleri diyetimizden eksik etmemek avantaj sağlar. Bunların yanında yüksek yağlı hayvansal proteinler içeren et yerine balık veya tavuğu tercih etmeli, yemeklerde tereyağı yerine zeytinyağı kullanmaya özen göstermeliyiz.

Günümüzde organik olmayan gıdalardaki hormon ve tarım ilaçlarının hücrelere verdiği zarar, kansere yol açabildiği gibi füme gıda ve turşular kanserojen maddeler içerdikleri için turşu yerine salatalık, somon füme yerine tazesini tercih etmek gerekiyor. Kızarmış gıdalarda oluşan kimyasal değişimler kansere davetiye çıkardığından, cips veya kızarmış patates yerine haşlanmış patates tüketmek daha yararlı olacaktır.

Yiyeceklerin yanında günlük ihtiyaçlarımızı nasıl giderdiğimiz sağlığımızı direk olarak etkiler. Örneğin, giysi seçimlerinde kurutemizleme gerektirmeyen kıyafetleri seçmek bu işlem sırasında kullanılan kimyasalların böbrek ve karaciğer kanserine yol açmasından dolayı önem taşıyor. Solaryumun aksine deri kanseri riskini artırdıklarına dair hiçbir bulgu olmayan sprey bronzlaştırıcılar bu gereksinimi karşılamak için kullanılılabilir.

Bilinçli bir gıda tüketimine ek olarak sağlıklı bir yaşamın diğer bir kurallarından birinin hareketlilik olduğunu unutmadan, özellikle akşam yemeklerinden sonra 30 dakika düzenli yürüyüşler yapmak meme kanseri riskini azaltıyor. Ve son olarak, tam anlamı ile sağlıklı bir hayatın beraberinde mutluluğu da getirmesi için gereken sevgiyi sosyal çevremizi genişleterek hayatımızdan eksik etmemeliyiz.


Çise Ünlüer (19 Eylül 2010)
ciseunluer@hotmail.com

No comments:

Post a comment