Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

21/06/2009

Karbon Döngüsü ve Etkileri



Bir önceki yazımda sera gazlarının ne olduklarından ve bu gazların yer yüzündeki etkilerinden bahsetmiş, bu gazların nasıl atmosfere karıştıkları konusuna kısaca değinmiştim. Bu hafta sizlere sera gazlarının en kritiği olan karbondioksitin nasıl meydana geldiği; karbon döngüsünün ne olduğu, nasıl çalıştığı ve de canlıları nasıl etkilediğini anlatmak istiyorum.

Küresel ısınma işleminin tarihçesine kısaca bakacak olursak, karbondioksit molekülü 1750 yıllarında İskocyalı kimyager ve fizikçi Joseph Black tarafından belirlenmiştir. Fosil yakıtların yakılmasından ortaya çıkan karbondioksitin daha sonra küresel ısınmaya neden olacagını ilk bulan insan olan Svante Arrhenius daha sonra 1896 yılında bu konu üzerinde yaptığı çalışmaların sonucunda “Karbonik asidinin yeryüzünün sıcaklığı üzerindeki etkisi” başlıklı bir makale yayınlamıştır. 1930’ların başlarında atmosferdeki karbondioksit miktarının artıyor oldugu ilk defa belirtildi. 1950’li yılların sonlarına doğru ise birçok gelişmiş ölçme tekniklerinin bulunması ile küresel ısınma bilim dünyası tarafından ilk defa onaylanmış oldu. 1990’lara doğru da küresel ısınma teorisi herkes tarafından olmasa da geniş çapta kabul edilmeye başlandı.

Sera gazlari atmosferin aşağı katmanı olan 10-15km kalınlığındaki troposfer içerisinde bulunur. Güneş ışınları dünyanın yüzeyine vurduğunda bu ışınların bazıları ısıya dönüşür. Sera gazları bu ısıyı emer ve yeryüzüne yakın bir mesafede hapsederek yeryüzünün ısınmasına neden olur. Bu işlem çoğunlukla “sera etkisi” olarak bilinir.

Birçok önemli sera gazının atmosferdeki seviyesi 150 sene önce başlamış olan geniş çaplı endüstrileşmeden bu yana yüzde yirmibeş (25%) miktarında artmıştır. Son 20 yıldır, antropojenik (insanlar tarafından gerçekleştirilen) sera gazı yayılmasının dörtte üçü fosil yakıtlarının yakılması nedeniyle atmosfere karışmıştır. Sera gazlarının küresel ısınma konusu açısından en kritik olanı atmosferde bol miktarda bulunan karbondioksittir. Artan karbondioksit yayılması küresel ısınmanın yaklaşık olarak yüzde altmışından (60%) sorumludur. Bu gaz tüm canlılar için büyük önem taşıyan fotosentez ve solunum işlemlerinde kritik bir rol taşır. Karbondioksitin havadaki yoğunluğu normalde “karbon döngüsü” adı verilen işlem tarafından kontrol edilir.

Karbon doğada hem mineral (kömür, elmas, gaz olarak veya karbon döngüsünün bir parçası olarak suda cözünmüş durumda karbondioksit şeklinde) hem de organik biçimde bulunur. İnsanlar günlük hayatta karbondioksiti bir çok değişik şekilde kullanır. Bunun en bilinen örneği karbondioksitin meşrubat ve biradaki köpük miktarını artırmak icin kullanılmasıdır. Bunun yanında mutfakta kullanılan kabartma tozu ya da mayalar sayesinde de karbondioksit havaya yayılır. Doğadaki karbondioksit, yeşil bitkiler tarafından güneş ışığı yardımı ile gerçekleştirilen fotosentez işlemi sayesinde tüketilir. Alınan karbondioksit fotosentez sırasında yeni dokuların yapımında kullanılır. Bu şekilde bitkilerin yapısına alınan karbon atomları beslenme yolu ile önce bitkilerle beslenen hayvanlara, daha sonra da onları yiyen diğer canlılara geçer. Canlıların solunumları, organik maddelerin yanmasi veya çürümesi, kömür ve odun gibi hidrokarbonlu yakıtların kullanılmasi, karbonlu formasyonlardan üretilen yapay gübrelerin kullanımı gibi aktiviteler tüketilen karbondioksitin tekrar doğaya dönmesine neden olur. Kısaca, “karbon döngüsü” doğal mekanizmalarla tüketilen karbondioksitin, çeşitli mekanizmalarla yeniden doğaya dönmesine verilen isimdir.

Bu konunun medyada ve bilim dünyasında büyük bir ilgi görmesinin nedeni havadaki karbondioksit miktarının insan faaliyetleri neticesinde sürekli bir biçimde artıyor olmasıdır. Fosil yakıtların yakılmasi, çimento üretimi, kara temizlenmesi ve ormanların yakılması gibi aktivitelerden ortaya çıkan karbondioksit miktarı gün geçtikçe insan kontrolünden çıkmaktadır. Bu nedenden dolayıdır ki halkımızın bu konuda bilgilendirilmesi ve alınacak önlemlerin göz önünde bulundurulması çok büyük bir önem taşımaktadır.


Çise Ünlüer (21 Haziran 2009)
ciseunluer@hotmail.com

No comments:

Post a comment