Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

16/09/2011

Yenilenebilir Enerji ile Geleceği Yakalamak




Bu hafta sizlere yenilenebilir enerji alanında son zamanlarda yapılan sevindirici gelişmelerden bahsetmek istiyorum.

Greenpeace tarafından yayınlanan Yenilenebilir Enerji Ağı Raporu  REN21 (Renewable Energy Policy Network for the 21st Century)’e göre nükleer enerjiye kıyaslandığı zaman, hızla yaygınlaşan kullanımları sayesinde 5 katı daha fazla enerji sağlayan yenilenebilir enerji kaynakları 2010 yılında dünyanın toplam birincil enerji (elektrik, ısı ve ulaşım) ihtiyacının yüzde on altı (16%)’sını karşılayacak boyuta ulaştı.

Özellikle Japonya’da yaşanan Fukuşima felaketinden sonra, 7 santralini kapatarak 2022 yılına kadar nükleer enerji kullanımını tamamen durdurma kararı alan Almanya başta olmak üzere birçok ülke nükleer enerjiden vazgeçiyor. Bu alanda gerçeklerin farkına varıp gözü açılan Japonya, 14 yeni reaktörün inşaatını iptal etti. Japonya’ya ek olarak İsviçre 3 yeni nükleer reaktör planını çöpe attı ve 2034 yılına kadar şu an varolan nükleer santrallerini kapatacağını açıkladı. Nükleer enerjiye yatırım yapmayı planlayan Çin de bu planları durdururken, İtalya’da referanduma taşınan nükleer santral konusu halkın yüzde doksan beş (95%) oyu ile onaylanmadı! Sanırım tüm bu örnekler dünyanın nükleere karşı hislerini ve bu konuda ne kadar dikkatli adım atılması gerekiğini anlamak için yeterli.

Dünyada yeninelenebilir enerjiye yapılan yatırım 2004 yılna göre 5 katı artarak 211 milyar dolar civarına ulaştı. Çin ve Amerika, aynı anda dünyanın hem en çok karbon salımına neden olan hem de yenilenebilir enerji sektörüne yatırımı yapan ülkeler sıralamasında başı çekiyor. Peki bu alanda Türkiye ne kadar başarılı diye soracak olursanız haberler iyi değil. Ülkede kullanımı yaygınlaştırılan sıcak su üreten güneş kolektörleri Kobiler hariç, Türkiye yenilenebilir enerjiler konusunda yüksek potansiyelli bir ülke olmasına rağmen bu potansiyelin sadece yüzde bir (1%)’ini kullanıyor!

Dünyada enerji tüketimi açısından en başta gelen ülkelere bakacak olursak, Amerika’da kullanılan tüm enerji miktarının yüzde on bir (11%)’i yenilenebilir enerji kaynaklarından elde ediliyor. Hızla büyüyen ekonomisiyle nerdeyse her konuda Amerika’ya rakip çıkan yükselen güç Çin, 2010 yılında rüzgar, güneş ve hidroelektrik enerji alanında dünyadaki en yüksek üretim miktarlarıyla şu an lider durumda. Buna göre Çin, toplam enerji ihtiyacının yüzde yirmi altı (26%)’sından daha fazlasını yenilenebilir enerji kaynaklarından elde ediyor. Bu ülkenin tüm dünyada kullanılan birçok ürünü kendi topraklarında ürettiğini akılda tutacak olursak, başka ülkelere kıyasla Çin’de yenilenebilir enerji kullanımının ne kadar yüksek olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

Daha küresel bir yaklaşım benimseyecek olursak, her ne kadar da yaşanan ekonomik krizden etkilenmiş olsa da, dünyada kullanılan tüm rüzgar enerjisi miktarının 2017 yılına kadar üç kat büyümesi bekleniyor. Rüzgar enerjisi sektörü, 2008 yılında yüzde yirmi dokuz (29%), 2009 yılında yüzde otuz iki (32%), ve 2010 yılında ise tüm zorluklara rağmen yüzde yirmi iki (22%) büyümeyi başardı.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin hızla yenilenebilir enerji sektörüne yatırım yaptığı bu günlerde, komşumuz Türkiye aynı hızla nükleer enerjiye yöneliyor. Bu alanda yapılan çalışmaları destekleyenlerden biri AKP’nin Mersin İl Genel Meclis üyesi İbrahim Gül. Gül’e göre, nükleer santral konusunda gerekli bilgiye sahip olmadan yorum yapanların sayısı çok ve çevreciler halkı yanlış bilgilerle yanıltıyor. “Dünyadaki en temiz enerji kaynağı nükleer santrallar. Bunların dumanı yok, isi yok” şeklinde bu konudaki düşüncelerini belirten Gül, gazetecilerin soruları karşısında dayanamayıp, nükleer enerji konusundaki bilgileri google’dan araştırarak elde ettiğini itiraf etmek zorunda kalıyor! Her ne kadar da kendisinin “araştırmacı yönünü” takdir etmek istesek de, Türkiye’de teknik açıdan yeterli çalışanlar olmadığından kontrolünün tamamı ile Rusya’ya bırakılacağı Akkuyu nükleer santralının gelecekte çıkaracağı olası sorunları düşünmek bile istemiyorum.

Yenilenebilir enerji konusunda uluslararası liderlik forumu düzenleyen bir küresel politika ağı olarak tanımlanan REN21’in esas hedefi gelişmekte olan ve sanayileşmiş ülkelerde yenilenebilir enerjilerin hızla büyümesi için politika geliştirme işlemlerini hızlandırmak. Rapora göre gelişmekte olan ülkeler küresel yenilenebilir enerji gücünün yarısından fazlasına sahip. Bu doğrultuda, sürekli gelişen teknolojiler sayesinde artık yeninelenebilir enerjiye yatırım yapan ülkeler enerji konusunda söz sahibi olacak. REN21’e göre tüm insanların ihtiyaç duydukları enerjiyi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamak ekonomik açıdan da mümkün. Bu durumda, nükleer enerjiye yatırım yapan Türkiye’nin yarışın neresinde kalacağını tahmin etmek zor değil.


Çise Ünlüer (18 Eylül 2011)
ciseunluer@gmail.com

No comments:

Post a comment