Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

30/09/2011

Hayat Kadar Gerçek



İnsanoğlu, bebeğin korumasını ve beslenmesini sağlayan amniyon sıvısı sayesinde daha anne karnında su ile yüzleşiyor. Dünyamızın yüzde yetmiş (70%)’i su ile kaplı. Bu miktarın yüzde doksan yedi (97%)’si tuzlu su olduğundan sadece yüzde üç (3%)’ü içilebilir nitelikte. Bugün hayatımızın devamı için ihtiyaç duyduğumuz tatlı suyun çoğu kuzey ve güney kutuplarda bulunan buzullarda saklı. Toplam su miktarından bunu da çıkarınca, toplam suyun sadece yüzde bir (1%)’i insanlar, bitkiler, ve hayvanların kullanımı için hale hazırda bulunuyor!

Su, tarım başta olmak üzere birçok sektörde olmazsa olmaz bir malzeme. Tüm canlıların devamı için geçmişten günümüze önemli bir yer taşıyan göl, dere, ve nehirler gibi verimli tatlı su ekosistemleri, eski uygarlıkların da yerleşim yerlerini belirlemede büyük rol oynamıştır. Yeraltı suyunu besleyip seviyesini koruyan ve bulundukları bölgenin iklimini ılımanlaştıran ekosistemler, sadece içme suyu değil, tarım ve birçok darklı endüstrilerin de ihtiyaç duyduğu suyu sağlarlar. Aynı zamanda sudaki fazla kirli maddelerin sudan arıtılmasını sağladıklarından bir doğal arıtma tesisi olarak da görev görürler. Tüm bunlar bir yana, bu tatlı su birikintileri, estetik yapılarıyla doğayı ve insan hayatını güzelleştirdikleri gibi ruhsal bütünlüğümüz üzerinde de olumlu bir etkiye sahiptirler.

Dünyadaki toplam su kullanımının yüzde yetmiş (70%)’i sulama ve ekin yetiştirme için ayrılıyor. 1960’tan beri sulama için kullanılan global su miktarı yüzde atmış (60%)’dan daha fazla artmış, zaten kısıtlı miktarda olan tatlı su üzerindeki küresel su talebi ise hızla artan dünya nüfusuna paralel olarak son 10 yılda 6–7 kat artmıştır. Ancak belirtmek gerekir ki bu oran, dünya nüfüsünun artış oranının 2 katından fazladır. Bu da şunu kanıtlıyor ki, günümüzde yoksul ve gelişmekte olan ülkelerde yaşayan 2.6 milyar insan hala daha yeterli temiz suya erişimleri olmadığı için sağlıksız koşullarda yaşıyor, hatta çoğu zaman yaşayamıyor.

Her 8 dakikada bir çocuğun yeterli ve temiz içilebilir suya erişimi olmadığı için öldüğünü biliyor musunuz? Peki şu an elinizi uzattığınız anda temiz suya ulaşamayacağınızı düşünün ve bunun aslında gerçek olduğu bir hayatı kafanızda canlandırın. Hayat ne kadar farklı olurdu değil mi? Amacım acı gerçeklerle içinizi karartmak değil, duygu sömürüsü yapmak hiç değil. Ama durumun ciddiyetini görmezden gelerek hayatımızı sürdüremeyiz.

Bugün en fazla su harcayan alanlardan biri et üretimi! Sürdürülebilir olmayan bir şekilde gerçekleşen hayvan yetiştirilmesinden dolayı dünyadaki tatlı su kaynakları hızla kirlenmekte ve yok olmaktadır. Bunu anlamanız için çok basit bir örnek: yarım kilo buğday üretimi için kullanulan su miktarı 25 galon iken yarım kilo et üretimi için bu miktar 5000 galon! Yani et yiyenler yemeyenlere göre tükettikleri her yarım kilo et için 200 kat daha fazla su sarfiyatına neden oluyor! Ne yazık ki bizim gibi et tüketimine önem veren toplumlarda, bireylerin maddi kazançları arttıkça tükettikleri et miktarı da artıyor. Bu yanlış zihniyetinin değişmesi için insanların et tüketimi hakkında bilinçlendirilmesi, “üzümü ye bağını sorma” anlayışından uzaklaştırılması gerekir.

Tüm üretim ve tüketim süreçlerinde kullanılan toplam su miktarını açıklamak için kullanılan “sudaki ayak izi” kavramı, insanların günlük hayatta kullandıkları su miktarını ölçmelerine ve kontrol altına almalarına yardımcı olur. Sudaki ayak izimizi tamamen anlamak için “embedded water” (Türkçesi “gömülmüş su”) olarak bilinen, yetiştirilen yiyeceklerden giydiğimiz kıyafetlere, ihtiyaç duyuduğumuz herşeyin üretiminden elimize ulaşana kadar kullanılan su miktarını açıklayan terimi kullanmak gerek. Daha iyi anlamak için örneklendirecek olursak, 1 kilo kağıtta 10 litre, 1 kilo ekmekte 440 litre gömülmüş su vardır. Öte yandan 1 kot pantolonda 10850 litre gömülmüş su var! Bir diğer değişle, üzerinde çok da kafa yormadan aldığımız bir kot pantolon, içerisindeki pamuğun yetiştirilmesinden elimize ulaşana kadar nerdeyse 11000 litre suya mal oluyor!

Ülkemizi de içine alan Akdeniz iklim kuşağında, bu yüzyılda küresel ısınma kaynaklı kuraklığın, yüzey sularında yüzde otuz ile kırk arasında (30-40%) azalmaya neden olacağı öngörülüyor. Böyle bir durumda, elimizdeki su ve su kaynaklarına bağlı ekosistemlerin gittikçe daha da zorlanacağı kesin. Uzun lafın kısası, gelecek bugünden daha kolay olmayacak!

Dünyadaki su kıtlığı çeken 80 ülke dünya nüfusunun yüzde kırk (40%)’ını oluşturuyor. Sadece Afrika’da bile insanlar hayatlarını devam ettirmek için ihtiyaç duydukları suya ulaşmak amacıyla senede toplam 40 milyar saat yürüyorlar! Evinin konforunda çeşmeye elinini uzattığı anda hiç zahmet etmeden suya rahatlıkla ulaşan bizler için bu hayal edilemeyecek kadar uzak bir düşünce olsa da milyarlarca insan için hayat kadar gerçek!

Bu ülkelerde evlere temiz su ulaşımı görevini genellikle kadınlar ve çocuklar üstleniyor. Suya ulaşmak için yürüdükleri uzun yolda bu kadın ve çocuklar tamamen korumasız oldukları için taciz ve fiziksel saldırı gibi birçok farklı tehlikeyle karşı karşıya kalıyorlar. Bu yetmezmiş gibi ağır su kaplarını uzun mesafeler taşıdıkları için bu insanlar erken yaşta omurga ve sırt ağrısı sorunları çekiyor ve genellikle uzun ömürlü olmuyorlar. Oysa bu işlem için harcadıkları saatler eğitimleri için harcanabilir, bu şekilde gelecek vaadeden nesiller yetişir, kadınlar da ülkelerinin gelişimine en az erkekler kadar katkı koyabilir.

Çise Ünlüer (2 Ekim 2011)
ciseunluer@gmail.com

No comments:

Post a comment