Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

27/05/2010

Değişimi Mümkün Kılın



Rahatsız edici gerçeklerle yüz yüze gelmeye hazır mısınız? İhtiyaç duyduğunuzda susuzluğunuzu gidermek için elinizin altında temiz su bulamayacağınız, evinizden iş yerinize gitmek için arabanızı veya benzeri ulaşım araçlarını kullanamayacağınız, keyifle banyo yapamayacağınız, rahatlamak için gideceğiniz yeşil ortamların beton binalar ve kuru alanlar tarafından ele geçirildiği bir dünya ve bununla gelen hayat stilini hayal edin. Çünkü bu hayaller çok yakında gerçek olma yolunda hızla ileriyor...

İçinde bulunduğumuz durumun hepimiz farkındayız. İster sürekli artan sıcaklardan şikayet edin, ister kontrolsüz artan nüfus oranından. Günün sonunda normal bir durumla karşı karşıya olmadığımız çok açıktır. Ancak bu noktada sorulacak bir soru var: Gerekli olan değişimi gerçekleştirmek için ille son dakikaları mı beklemek gerekiyor?

1960'lı yıllardan bu yana insanoğlu, çevresinde süregelen olayların etkisiyle bir olgunun farkına varmış bulunmaktadır: Eğer üretim, tüketim ve dolayısıyla kirlenme bu düzeyde devam ederse, gezegendeki bütün canlılar için yaşam koşullarının sürdürülebilir düzeyde devam etmesi mümkün değildir. Bu durum dünyanın tümüyle bize ait olmadığı, duyarsız bir tavır takınmanın hiçbir yararı olmayacağı ve aksine büyük sorunlar yaratacağı, ve de belirli bir yaşam tarzını benimsemeden gelecek nesilleri ve onların içinde bulunacakları durumu da göz önünde bulundurmamız gerektiği gerçeğini hatırlatıyor. Başka bir değişle, sürdürülebilirlik kavramı ile öne atılan tüm fikirlerin bize verdiği esas mesaj bugün bizim hayatımızın devamı için gereken kaynakları kullanış şeklimizin, bu kaynaklara gelecekte yaşamak için ihtiyaç duyacak nesillerin hayatta kalma şartlarını birebir etkilediği ve bu durumun gün geçtikçe daha da kritik bir seviyeye geldiğidir.

Değişim yolunda cevaplanması gereken birçok soru vardır. Örneğin, bugün enerji elde etmek için kullanılan fosil yakıtlara alternatif olarak ne kullanacağız? Sürekli azalan ormanlar ve kullanılabilir içme suyu miktarları hiç durmadan artan insan nüfusunu nasıl ayakta tutacak? Kısacası, bugünkü yaklaşımlarımız bu kadar yanlış ve mantıksız ise, sürdürülebilir bir küresel toplum yaratma amaçlı girişimlerimize yol gösterecek nasıl bir gelecek görüşünü belirleyeceğiz? Elimizdeki sorulara cevap arama girişimlerine başlamadan atmamız gereken ilk adım sorunlarımızı tam anlamıyla belirleyip, tüm halkımızın bu durumdan haberdar olduğuna emin olmaktır. Günümüzde çevresel konuları dört esas kategoride toplayabiliriz: su, gıda, enerji, yaşam stili.

İnsan hayatının en önemli vazgeçilmezi olan suyun tükenebilen bir kaynak olduğunu daha son birkaç yılda yeni yeni anladık. 1998 yılında dünyada 28 ülke su sıkıntısı yaşadı ve artan kuraklık ve insan nüfusu ile bu sayının 2025 senesinde 56’ya kadar yükselmesi bekleniyor. Çoğumuz bu durumdan haberdar olmamıza rağmen gerçekleri reddedercesine vurdumduymaz bir tavırla elimizdeki suyu hiç düşünmeden harcıyoruz. Susuzluğumuzu gidermek için bir şişe suya yüksek fiyatlar ödüyor, işimiz bittiği anda plastik şişeleri çöpe veya daha da kötüsü çevreye atıyoruz. Bu şişeler yol, dere, deniz kenarlarını, piknik alanlarını süslüyor. Çoğu insanımız plastik şişelerin doğada çözünmesinin yaklaşık 500 yıl sürdüğünü bildiği halde sıra çevreyi korumaya ve duyarlı davranmaya gelince bu gerçeği kolaylıkla unutabiliyor!

Sudan sonra temel ihtiyaçlarımızın başında gelen gıda konusunda anlayışımız gün geçtikçe değişmiş; taze, günlük yiyecekler yerine dondurulup paketlenmiş, raflarda aylarca beklemiş hazır gıdalarla beslenmeyi tercih etmeye başladık. Pazarlarda yerel, mevsimsel ürünler yerine aynı renk, aynı boyda, sınırlı çeşitte sebze ve meyveyi her mevsim görüyoruz. Gıdanın fiyatı yükselirken, besin değeri düşüyor. Toprağa atılan zirai ilaçlar ve kimyasal gübreler hem toprağın hem de suyun kalitesini bozuyor. Sularımızdaki kirliliğin yarısından fazlası ve topraklarımızdaki atık kirliliğinin üçte ikisinin nedeni kimyasal gübre sızıntıları. Bu yetmezmiş gibi tarım ve hayvancılık için ayrılan arazilere kontrölsüz yapılaşmanın sonucu envayi binalar yapılıyor.

Küresel ısınmanın en önde gelen nedenlerinden olan enerji tüketimi derin bir yaklaşım gerektiren bir alandir. Neden oldukları iklim değişikliklerinin yanında enerji üretmek için hesapsızca kullandığımız fosil yakıtlar, doğal gaz, petrol ve kömürün doğaya ve insan sağlığına da zarar verdiği bilinmektedir.

İş olanakları, kaliteli eğitim, geniş sosyal çevre gibi nedenlerle insanların kırsal alanlardan kentlere taşınmasıyla artan düzensiz yapılaşma, kontrolsüz trafik, ve hava kirliliği insan sağlığını olumsuz etkileyen bir başka etkendir. Bunun yanında boş zamanlarımızda spor yapmak, okumak, yürüyüşlere çıkmak, hobilerimizle uğraşmak, arkadaşlarımızla birlikte olmak veya toplumsal projelerde çalışmak yerine televizyon seyrediyor, kültürel etkinliklerde yer almayı tercih etmiyoruz. Bu durum sadece sağlık açısından kötü bir etki yaratmakla kalmıyor insanımızın yaratıcı, üretici pozisyonundan verimsiz ve çoğunlukla tüketen bir yapıya yönelmesini sağlıyor.

Kuraklık, hava kirliliği, ve küresel ısınma gibi insan hayatını etkileyen sorunların tek çözümü sürdürülebilir yaşam fikrinini benimsemek ve bu konseptin getirdiği yeniliklieri günlük hayatta uygulamaktır! Artık bilgisizlik ya da dikkatsizliğimizin arkasına sığınamayacağımız gerçeğini anlamamız, biran önce kaygısız tavırlardan silkinmemiz, ve içinde bulunduğumuz durumu sahiplenip çözüm üretme aşamasına geçmemiz gereklidir! Sürdürülebilir bir toplum yaratma mücadelesi başarıya ulaşacaksa öncelikle, hedefimiz hakkında bir görüşümüz olmalıdır. Bu durumda ilk atılacak adım çevre konularını birbirinden ayrı sorunlar olarak görmenin ötesine geçip, yeryüzünü ve bununla birlikte kendimizi kurtarmamız için atacağımız adımları planlamak, ve bu adımların en hızlı şekilde harekete geçirilebilmesi için gerekli temel ekonomik ve sosyal reformlara doğru ilerlemeye başlamaktır.


Çise Ünlüer (30 Mayıs 2010)
ciseunluer@hotmail.com

No comments:

Post a comment