Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

04/05/2012

Sofralarımızda GDO!




Geçtiğimiz haftalar giriş yaptığımız GDO’ların ithalatına bugünden dur demezsek yarın çok geç kalmış olacağımızı belirtmiştik. Farkında olmadan tükettiğimiz bu yiyecekler hakkında Greepeace’in anlatmaya çalıştığı ve bu yazıdan çıkarmamız gereken şu noktalar var: GDO’lu besinler, bir canlının genetik özelliklerinin laboratuar ortamında değiştirilmesi ile elde ediliyor. GDO, bu yemlere beslenmiş hayvanların eti, sütü, ve yumurtası olarak sofralarımıza geliyor. GDO’lu soya ve mısırın hayvan yemi olmasına çoktan izin verildi, birçok GDO’lu gıdanın onaylanması ise an meselesi. Tüketilmeleri durumunda GDO’lar ölümcül alerjik reaksiyonlar başta olmak üzere bir çok öngörülmesi mümkün olmayan risk içermektedir.

Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası'nın öncülüğünde 300 bilim insanı tarafından hazırlanan ve GDO'ların verim artışı sağlamadığı ve açlığa asla çözüm oluşturmadığını net bir şekilde belirten Dünya Tarım Raporu, aslında Türkiye'nin de imzasını taşıyor. GDO kullanımının esas amacına inecek olursak, bu girişimlerin arkasında verim artışı değil, ot ilaçlarına karşı direnç sağlamak ve yabancı böcekleri zehirlemek olduğu açıkca ortadadır. GDO’ların yaygınlaştırılma hedeflerının arkasında tohum üreten dev küresel şirketler duruyor. Bu şirketler aynı zamanda zirai ilaç da ürettiklerinden, geliştirdikleri GDO’lu tohumları yaygınlaştırarak kimyasal ilaç satışlarını arttırmayı ve üreticileri kendilerine daha da bağımlı hale getirmeyi hedefliyorlar.

İnsan sağlığı üzerindeki bilinmezsizliklerine ek olarak GDO'ların dayattığı endüstriyel tarım yöntemlerinden sadece devasa tarım şirketleri kazanç sağlarken, üreticiler, tüketiciler ve doğa büyük zarar görüyor. GDO’lu tohumlarını Hindistan’da yayarak bu ülkede her altı saatte bir çiftçinin intihar etmesine neden olan ABD merkezli şirketlerin bu girişimlerinden haberiniz var mı bilmiyorum ama insanın bu olanlarla kayıtsız kalması imkansız. 2002 yılında Amerika’nın genetiği değiştirilmiş pamuk tohumlarının Hindistan’a sokulmasıyla Hindistan’li çiftçiler kendi ürünlerini pazarlayamadıklarından büyük maddi sıkıntılarla yüz yüze kalmış ve tamamı ile “terminatör tohumları” diye adlandırılan GDO’lu tohumlara bağlanmışlardı. Sadece bir kez ürün verecek şekilde ayaralanan bu tohumlar yüzünden çiftçiler her ekim döneminde yeniden Amerika’lı şirketlerden tohum almak zorunda bırakıldı, ve herhangi bir verim artışı elde edilmediği halde zaten maddi çıkmazda olan çiftçilerin gittikçe bu şirketlere olan borçları arttı. Sonuç ortada.

GDO’ların kullanımı hakkında açıklama yapan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Biyogüvenlik Kanunu ve ilgili yönetmelikler kapsamında Biyogüvenlik Kurulu tarafından oluşturulan bilimsel komitelerin değerlendirmelerini yapan uluslararası kuruluşların görüşlerini, bilimsel araştırmaların sonuçlarını, farklı ülkelerde üretim, tüketim durumları ile çevre ve insan sağlığına olası risklerini dikkate aldığını belirtti. Bakan Eker, “Bugüne kadar yem amaçlı izin verilen soya ve mısır çeşitlerinde risk oluşturabilecek bir unsura rastlanılmamıştır. Biyogüvenlik Kanunu ve Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik gereği kurulan Biyogüvenlik Kurulu, GDO veya ürünlerine ilişkin yapılan başvuru hakkında Bilimsel Komiteler tarafından bilimsel esaslara göre yapılan risk değerlendirmesi ve sosyo-ekonomik değerlendirme sonuçlarına göre karar vermektedir. Kurul ve komiteler çalışmalarında çok titizlikle hareket etmekte, insan ve hayvan sağlığı ile çevre konularında azami hassasiyet göstermektedir. Bakanlığımız, Biyogüvenlik Kurulu kararını dikkate almaktadır.” dedi.

Bu konuda örnek alınacak ülkelerden biri GDO'lu tohumlara en sert yasakları uygulayan ülkelerden olan Polonya. Ülkede’de Amerikan Monsanto şirketinin ürettiği “MON810” koduyla bilinen genetiği değiştirilmiş mısır tohumu ve beraber kullanılan tarım ilaçlarının öldürdüğü arılar bardağı taşıran son damla oldu. Binlerce çiftçi ve aktivistin protestoları sonuç verdi, ve arıların ölümüne sebep olan Amerikan mısır tohumunun Polonya'da kullanımı yasaklandı. Avrupa Birliği’nin geri kalanın tersine Polonya’da 2008'den bu yana genetiği değiştirilmiş tohumların ekilmesi ve satılması zaten yasak. “MON810” tohumu Polonya ile birlikte Avusturya, Macaristan, Yunanistan, Fransa, Lüksemburg, Bulgaristan ve Almanya’da da yasaklandı.

Bu noktada sorulacak en önemli soru şudur: GDO’lu ürünler olmayanlara göre daha ucuz olabileceklerinden hayvancılık maliyetlerini aşağı çekse bile, insan-hayvan-çevre sağlığı bu kadar ucuz mudur? Sofralarımızın ve sağlığımızın GDO’larca işgal edilmesini engellemek için bu konuda çalışmalar yapan çevreci kuruluşların kampanyalarına katılarak, çok geç olmadan, GDO’lara dur deyin!


Çise Ünlüer (6 Mayıs 2012)
ciseunluer@gmail.com

No comments:

Post a comment