Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

19/05/2012

Düşük Karbonlu Bir Gelecek İçin




Geri dönüştürülebilen veya geri dönüştürülmüş maddelerden oluşan, ve bu sayede doğal kaynakların tüketilmesini engelleyen ürünler “çevre dostu” olarak nitelendiriliyor. Bu alanda esas kriterlerden birkaçı ürünlerin içerisinde zehirli madde barındırmaması, üretim esnasında çevreye daha az zarar vermesi, ve enerji ve su tasarrufu sağlaması. Bugün sizlere geri kazanımlı malzemelerin mimaride kullanılması temeli üzerine kurulu olan “superuse” akımından bahsetmek istiyorum. Akımın kurucusu mimar Cesare Peeren lavabodan ev, uçaktan park, ve rüzgar jenaratöründen çocuk parkı yapmanın mümkün olduğunu anlatıyor.

Dünyada petrol ve türevlerinin gittikçe tükenmesiyle inşaat üretimi için farklı arayışların ortaya çıkması, superuse kavramının doğuşunda bir dönüm noktası. Eski rüzgar gülleri, çamaşır makineleri ve uçak pencereleri gibi hurdaya çıkmış atık malzemeleri kullanarak çocuk parkları, konser salonları ve tek katlı evler yaratan Peeren, bu işe çocukluk yıllarında evinin garajında geri dönüşümlü malzemelerden maketler yaparak başlamış. Superuse akımının esas dayandığı nokta estetik açıdan yeni fonksiyonel ve modern tasarımlarda kullanılan malzemelerin tekrar kullanılması.

Superuse bugün sadece Amerika, Avustralya ve Hollanda’da uygulanıyor. Akımın yatarıcısının inşaat kaynaklarının gittikçe tükenmesi ile geri kazanımlı malzemelerin inşaatın her alanında kullanılacağına olan inancı, yaratıcı ve varlıkları çevreye zarar vermeyen ürünlerin ortaya çıkmasına neden olmuş. Yaratıcı yöntemlerle geri dönüşüme katkı koymak isteyen tüm tasarımıcı ve mimarların bir araya gelmesini sağlayan Superuse akımı hakkında daha fazla bilgi için superuse.org adresine başvurabilirsiniz. Hatta bu alanda geliştirdiğiniz herhangi bir ürün veya tasarımı resimler yardımı ile sayfaya ekleyebilir, geri dönüşümle ilgilenen büyük bir gruba kısa yoldan ulaşabilirsiniz.

Superuse’a benzer bir başka adım ise Gaziantep Üniversitesi ve Büyükşehir Belediyesi'nin işbirliğiyle hazırlanan ''Yeşil Ev'' projesi. Bu proje sayesinde ortaya çıkacak olan binalar kendi enerjilerini üretmekle kalmaycak, içerdikleri çevreci teknolojilerle bölgede model halini alacak. Gerçekleşmesinde yeşil çatı, ısı yalıtımı, enerji verimliliği, yağmur suyunun yeniden kazanımı, ve akıllı bina uygulamalarının kullanılacağı proje, ülkenin yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği alanlarında model oluşturarak alternatif turizmin geliştirilmesine katkıda bulunacak. Proje altında inşa edilen yapıların yalıtımı, 25-40 santimetre kalınlığında yüksek yalıtım tabakalarının oluşturduğu ''kabuk sistemi'' tarafından sağlanacak. Uygulanacak yalıtım sayesinde ısıtma enerjisi tüketiminin ortadan kalkması bekleniyor. Bu sayede normal bir evden yüzde seksen (80%) daha az enerji kullanılacak ve yılda 3 bin ton daha az karbondioksit yayılımına neden olunacak. Kulağa ne kadar hoş duyuluyor!

Yeşil Ev projesi kapsamında önemsenen alanların başında ekoturizm ve eğitim geliyor. Proje sayesinde 500 ilköğretim öğrencisi alternatif enerji kaynaklarının kullanımı konusunda eğitim görecek. Aynı zamanda, ortaöğretim öğrencileri arasında gerçekleştirilecek olan doğal kaynakların ekonomiye kazandırılması konulu proje yarışmaları sayesinde gençlerin bu konuda bilinçlendirilmesi ve yeni fikirler üretmesi hedefleniyor.

Bu noktada merak uyandıran bir başka konu yeşil binaların maliyeti. Yukarda sıralanan yeni uygulamalar yüzünden yüksek olması beklenen yeşil bina maliyetleri aslında kayda değer bir oranda artmayarak alınacak sertifikanın seviyesine bağlı olarak, mevcut binalara göre sadece yüzde iki (2%)’lik bir artış gösteriyor. Yani, ülkemizde de nerdeyse her şehirde bulunan sosyal konutların da yeşil binalara dönüştürülmesi mümkün! Bunun gerçekleşmesi için uygulandığı diğer ülkelerde olduğu gibi devlet tarafından vergi ve kredi teşviklerinin sağlanması bekleniyor. Araziyi en uygun şekilde değerlendiren, dönüşebilen ve geri kazanılabilen malzemeler kullanan, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelen, fosil yakıtları olabildiğince az tüketen, gün ışığından maksimum şekilde yararlanan, iç hava kalitesini denetleyen, ısıtma, soğutma ve aydınlatma giderlerinde tasarruf sağlayan, gri su kullanan, yağmur suyu toplama ve arıtımına önem veren, katı atık yönetimini teşvik eden ve çatı, duvar, pencere yalıtımını en üst düzeye çıkaran yeşil binalar, bu girişimler sayesinde yüzde kırk (40%)’dan daha fazla enerji tasarrufu sağlayabiliyor.

Yeşil binalar, ekonomik krizde olan ülkelerde büyük bir talep ve dolayısı ile pazar ortaya çıkarararak bu ülkelere bir çıkış yolu sunuyor. Her ne kadar Avrupa’da yaygın bir şekilde uygulansa da, şu an Türkiye’de yeşil bina sertifikası alan sadece 22 bina bulunyor. Bunların arasında Unilever Türkiye Merkez Ofis Binası, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Binası, Soyak Holding Merkez Ofisi, İstanbul'daki Birleşmiş Milletler Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Ofisi, Ankara'daki Eser Holding Binası gibi yapılar yer alıyor. Bu noktada unutulması gereken esas nokta, normal bir binanın yeşil binaya dönüştürülmesinin maliyetinin oldukça düşük olması. Bu konuda verilen en iyi örneklerden biri Tayvan'daki 508 metrelik Taipei 101 kulesi. Bu devasa yapının yeşil binaya dönüşüm maliyeti yalnızca 2.2 milyon dolar.

Yeşil binalarda kullanılan güneş enerjisini elektrik enerjisine çeviren fotovoltaikler, çatı pencere yalıtımları, gri su kullanımı sağlayan mekanizmalar, dışarıdaki havaya göre ısıtma, soğutma ve havalandırmayı kontrol eden ısı pompaları, çevre dostu mobilyalar, ve aydınlatmayı ve gün ışığını kontrol eden otomasyon sistemlerini sayesinde enerji ve su sarfiyatı mümkün oldukça azaltılacak ve insan yaşam kalitesi yükselecek.


Çise Ünlüer (20 Mayıs 2012)
ciseunluer@gmail.com

No comments:

Post a comment