Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

27/10/2011

Artan Nüfusta Kadının Rolü




Sembolik olarak 31 Ekim’de “kutlanacak” olsa da, dünya nüfusu artık 7 milyarı aştı! Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA)’ya göre şu andaki büyüme hızıyla her yıl yaklaşık 78 milyon insanın eklendiği dünya nüfusu, bu birkaç gün içerisinde 7 milyar sınırını hızla geçecek.

Ağlanacak halimize gülüyoruz misali, bu büyük “başarı”yı kutlamak amacıyla, dünya üzerindeki 7 milyarıncı bebeğin nerede doğacağını da tam olarak kestiremeyeceğimizden, bu önemli günde dünya genelinde çeşitli etkinlikler düzenlenecek ve bu doğrultuda her ülkede 31 Ekim günü doğacak ilk bebek, dünya üzerindeki "7 milyarıncı insan" olarak tarihe geçecek. Bu özel günde, dünyanın geri kalanı ile paralel olarak Türkiye'de de Sağlık Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu tarafından düzenlenecek bir etkinlikle "Türkiye'nin 7 milyarıncı bebeği" belirlenecek.

Rakamlarla dünya nüfusuna bakacak olursak, Türkiye nüfusunun 31 Aralık 2010 itibariyle 73.7 milyon olduğunu düşünecek olursak, küresel nüfus her yıl en az bir Türkiye kadar artıyor! İşin daha korkunç yanı ise bu büyümenin yüzde doksan yedi (97%)’sini az gelişmiş ülkelerde meydana gelen doğumların oluşturuyor olması.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tümünü göz önünde bulundurursak, dünya genelinde ortalama yaşam süresi 1950 yılında 48 iken, bu rakam bugün 69 civarındadır. Yani insanlar hem daha uzun yaşamakla kalmıyor, hem de bu yaşamları boyunca eskiye göre daha fazla çoğalıyor. Gelecekle ilgili yapılan tahminlere göre mevcut nüfusun aynı hızda artması durumunda dünya nüfusu 2025 yılında 8 milyara ulaşacak, 2050 yılında 9 milyarın üzerine çıkacak ve bu yüzyılın sonuna varmadan 10 milyarı aşacak.

Peki bu dengesiz büyümenin başlıca nedenleri neler? Gelişmiş ülkelerde doğum oranlarının düşük olması, ve bazı ülkelerde ölümlerin dogumlardan fazla olması nedeniyle nüfusta biraz azalma olmasına rağmen dünya nüfusunun genelde hızla artıyor olması düşündürücü. Ancak dünya nüfusunun en kalabalık olduğu Asya ülkelerinde durum çok farklı. Bugünkü 1.2 milyarlık nüfusu ile Çin ile yarışan Hindistan’ın, 2025 yılına kadar Çin’i geçerek dünyanın en yüksek nüfuslu ülkesi olması bekleniyor. Bu kontrolsüz artışın ülkedeki eşitsizliği daha da artıracağı ve sosyal gerginliğe neden olacağı kesin.

Asya’nın en kalabalık üç ülkesi olan Çin, Hindstan ve Endonezya’nın toplam nüfusu yaklaşık 3 milyara denk geliyor. Bu rakam nerdeyse dünya nüfusunun yarısı! Buna bir de yoksulluğun pençesinde olmalarına rağmen yüksek doğum oranlarıyla başı çeken Sahra Çölü’nün günyeindeki Afrika ülkeleri eklenince bizim de parçası olduğumuz dünya nüfusunu bekleyen büyük tehlike daha net anlaşılabiliyor.

Bu ülkelerdeki en büyük sorunlardan biri 215 milyon kadının istemelerine rağmen aile planlaması ve benzeri sağlık ürünlerine erişimleri olmaması. Her ne kadar da bizden uzak olduğunu düşünsek de, aynı dünyada yaşadığımız bu insanlar aklımıza getirmek istemeyeceğimiz sorunlarla yüzleşmek durumunda. Gelişmemiş ülkelerde yaşayan çok sayıda genç kız başka bir seçenekleri olmadığından küçük yaşlarda hamile oluyor ve çoğu zaman çeşitli hastalıklara maruz kalıyor. Bu kızların birçoğu doğum yaparken ölüyor ya da hayatta kalsa bile kendi çevresi tarafından ayrımcılığa uğruyor.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu tarafından hazırlanan "En Az Gelişmiş Ülkelerdeki Nüfus Dinamikleri: Fakirliğin Azaltılması ve Kalkınmada Zorluklar ve Fırsatlar" adlı raporda az gelişmiş ülkelerdeki hızla büyüyen genç nüfus vurgulanıyor. Rapora göre bu ülkelerdeki nüfusun yüzde altmış (60%)'ı 25 yaşın altında. Yapılan araştırmalar, bu genç nüfusun sağlık, eğitim ve iş gibi imkanlara kavuşması halinde ekonomik büyüme ve fakirliğin azaltılmasının mümkün olduğunu göstermenin yanında, bu ülkelerdeki genç kızlara yapılacak yatırımın ise kadınların güçlendirilmesine katkı koyarak çok farklı bir kalkınma payı getirebileceğine dikkat çekiyor.

Özellikle üreme sağlığına ilişkin hizmetlere yapılacak yatırımın kadını güçlendireceği, böylece çocuk sayısına karar verebilen kadınların iş dünyasında da yer alabileceği düşüncesi eğitimin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Gelişmekte olan ülkelerdeki kadınlara eğitim imkanları sunmak erken evliliklerin sayısını azaltmak ve daha az kanyak kullanımını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda ülkenin ulusal ekonomisine de güçlü bir katkı koyar.

Özetlemek gerekirse, 31 Ekim'de 7 milyara ulaşması beklenen dünya nüfusunun 855 milyonu üreme sağlığı konusunda yeterli kaynağa sahip olmayan en az gelişmiş ülkelerde yaşıyor. Yüksek doğum oranından kaynaklanan hızlı ve kontrolsüz nüfus artışının bu ülkelerin sağlık ve eğitim gibi hayati alanlardaki kişi başı harcamalarını sürdürmelerini daha da zorlaştıracağı kesin.

Dünya aslında düşündüğümüzden çok daha küçük bir yer. Aynı alanı paylaştığımız farklı kültürden insanların ister istemez sorunlarını da paylaştığımızı er ya da geç anlayacağız. Siz bu yazıyı okurken, dünyada bir milyardan fazla kişi sıklıkla kanalizasyonu ve temiz suyu olmayan gecekondu mahallelerinde yaşam savaşı veriyor. Bu durum zaten sınırlı olan doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırmakla kalmıyor, açlık, sosyal huzursuzluk ve savaş gibi insan hayatının sonunu getirecek olan olayların ihtimalini artırıyor. Yiyecek, su, ve enerji gibi kaynaklar için birbiriyle savaşmak zorunda kalmayacak gelecek nesiller hepimizin dileği. Bunun mümkün olup olmayacağı ise muamma.



Çise Ünlüer (30 Ekim 2011)
ciseunluer@gmail.com

No comments:

Post a comment