Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

14/04/2010

Kaynak Edinimi ve Üretim



Bir ürünün yaratılışından tüketildiği noktaya kadar geçirdiği evrelerin ilk adımı kaynak edinimidir. Kaynak edinimi, gerçek anlamda, belirli bir ürünün ham maddelerini elde etmek için bir şekilde yeryüzünün doğal haline zarar verilmesi anlamına geliyor. Suyun plansızca kullanılması, ağaçların düşünülmeden kesilmesi, dağların maden çıkarmak adına deşilmesi, ve hayvanların yok olması, kaynak edinimi için dünya üzerinde yapılan değişiklikler arasında geliyor.

Elimizdekileri kullanma hızımız ve verdiğimiz tahripten dolayı kontrolsüz tüketilen bu kaynaklar gün geçtikçe tükeniyor. Bütün bunlar, yeryüzünün insanlar için yaşanabilir olma özelliğini kaybetmesine neden oluyor. Örnek olarak, ABD dünya nüfusunun sadece yüzde beş (5%)’ine sahip olmasına rağmen dünyadaki kaynaklarının yüzde otuz (30%)’unu tüketmekte ve dünyadaki atıkların yüzde otuz (30%)’unu yaratmaktadır. Dünyadaki herkes kaynakları bu oranda tüketiyor olsaydı, 3-5 tane yeryüzüne ihtiyacımız olurdu. Bu sayede, dünyanın eski ormanlarının yüzde seksen (80%)’i yok olmuştur. Sadece Amazon ormanlarında dakikada alan olarak 7 futbol sahası büyüklüğüne denk gelen 2000 ağaç yok oluyor. Özetlemek gerekirse, hakkımıza düşenden daha fazlasını kullanıyoruz!

Kaynak ediniminin bir sonraki adımı olan üretim süreci, doğal kaynakların zehirli kimyasallarla karıştırılması işlemini içerir. Günümüzde tükettiğimiz ürünlerin üretiminde kullanılan yüzbinden fazla sentetik kimyasal olduğunu ve bunların büyük bir çoğunluğunun insan sağlığı üzerindeki etkilerinin test edilmemiş olduğunu düşünürsek, tükettiğimiz ürünler sayesinde vücudumuza giren zehirli maddelerin sağlığımıza ve doğaya olan etkilerini tam olarak bilmediğimizi anlayabiliriz. Bu zehirli maddeler gıda zincirinde birikiyor ve zamanla vücutlarımızda konsantre halinde toplanıyor. Bunlardan en ilginci, gıdalar arasında en fazla zehirli madde içereni olan anne sütü!

Bebeklerimiz doğdukları ilk günden itibaren emzirme aracılığı ile anne sütü ile beslendikleri için, zehirli maddeleri daha hayata gözlerini açar açmaz almak zorunda kalıyorlar. İnsanın en doğal haklarından biri olan bu aktivitenin bile zehirlenmiş olması, zararın büyüklüğünü gözler önüne koyuyor. Bu zehirli kimyasallardan en çok etkilenenler, aralarında doğurganlık döneminde olan kadınların da bulunduğu, ve başka bir seçenekleri olmadığı için kanserojen madde ve toksikle temas halinde çalışan fabrika işçileri.

Bu kurulu sistemde doğal kaynaklara ek olarak insanlar, ve toplumlar da heba ediliyor. Dünyada her gün ikiyüzbin insan kendilerini kuşaklar boyunca besleyip yaşam kaynağı olmuş alanlardan şehirlere taşınıyor, burdaki gecekondu mahallelerinde yaşıyor, ve ne kadar zehirli olduğuna bakmadan, ne iş olursa yapıyor. Zehirli maddelerin büyük kısmı fabrikaları ürün olarak terk ediyor ama daha da büyük kısmı yan ürün ya da büyük bir kirlilik olarak ortaya çıkıyor.

Amerika’da endüstri her yıl 4 milyon tondan fazla zehirli kimyasal saldığını kabul ediyor. Her yıl bu 4 milyon ton zehirli kimyasalla kim uğraşmak istesin ki? Amerika gibi büyük ülkeler bu duruma kendilerince “zekice” bir çözüm getirerek fabrikalarını başka fakir ülkelere taşıyor ve oradaki insanların topraklarını kirletiyor. Ancak kaynağı ne kadar uzakta olursa olsun, fabrikaların yarattığı hava kirliliğinin büyük bir bölümü rüzgarlarla taşınarak, bu kirliliği kendinden uzaklaştırmak için tüm kurnazlığı denemiş olan gelişmiş ülkelere geri geliyor.

Geçen hafta giriş yaptığımız Şeylerin Hikayesi, ilk iki adım olan kaynak edinimi ve üretimden sonra, dağıtım, tüketim, ve atıkların ortadan kaldırılması şeklinde 5 kategoriye ayrılmıştır. Önümüzdeki hafta dağıtım, tüketim, ve atıkların ortadan kaldırılması konularına da değinerek hayatımızın tüm evrelerini net bir şekilde ortaya koyan bu hikayeye devam edeceğiz.


Çise Ünlüer (18 Nisan 2010)
ciseunluer@hotmail.com

No comments:

Post a comment