Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

22/04/2010

Dağıtım ve Tüketim



Geçtiğimiz hafta Şeylerin Hikayesi’nin ilk kısmı olan kaynak edinimi ve üretim konularını incelemiştik. Bu hafta dağıtım ve tüketim konularına değinerek Şeylerin Hikayesi’ne geçen hafta bıraktığımız yerden devam edeceğiz.

Belirli aşamalardan geçerek ürünlere dönüşen doğal kaynaklar, dağıtım için yola çıkar. Bu noktada hedeflenen esas amaç ürünlerin biran önce satılmasıdır. Müşterinin ilgisini çekmek ve stoğu en kısa zamanda azaltmak için fiyatlar mümkün oldukça düşük tutulur. Bunu sağlamanın diğer yolları da mağaza çalışanlarının maaşlarını kısmak ve sağlık sigortalarını aksatmaktan geçer. Bugün mağazalarda gördüğümüz ürünlerin maliyetleri gelişmekte olan ülkelerin doğal kaynaklarını tüketerek ve çocuk yaşta işçiler çalıştırarak en aza indirgenmektedir.

Bütün bu sistemin esas noktası olarak görünen “tüketim”, sistemi ayakta tutan ve hareketlilik katan faktörlerin en başında gelir. Değişen zaman sayesinde anne, öğretmen, çiftçi gibi esas anılmamız gereken kimliklerimizden uzaklaşarak “tüketici ulusları” oluşturmaya başladık. Bir başka değişle, meseleği, inancı, hayat görüşü ne olursa olsun insanoğlu için ilk planda hep tüketim ve tüketime yapılan katkının büyüklüğü gelmeye başladı. Zamanla oluşturduğumuz sistemde, bu tüketim zincirine yaptığımız katkıya göre birbirimizi yargılamaya ve sınıflandırmaya bile başladık!

Yapılan bir araştırmaya göre Kuzey Amerika’da bu sistem üzerinden akan materyallerin sadece yüzde bir (1%)’i 6 ay sonra kullanılabilir halde bulunmaktadır! Yüzde bir’in ne kadar küçük bir rakam olduğunun farkında mıyız? Bir materyalin bize ulaşana kadar geçtiği hasat etme, yer altından çıkarma, işlenme, ve naklenme gibi adımları düşünecek olursak, 6 ay gibi kısa bir sürecin bu ürünlerin kullanılamayacak şekilde çöpe dönüşmelerine neden olması, yeryüzündeki tüketim oranının ne kadar hızlı hareket ettiğinin güzel bir göstergesi.

Bugüne kıyaslandığı zaman 50 yıl önce yaşayan anneannelerimizin zamanında idareli olmak, elindekilerin kıymetini bilmek ve tutumlu olmak değerli sayılırdı. O noktadan bugün bulunduğumuz noktaya nasıl geldiğimiz ise düşünce kaldıran bir konu. Ekonomilerini büyütmeye çalışan ülkeler toplumlarını, tüketimi bir hayat biçimi haline getirmeye teşvik etmişlerdir. Herhangi bir mutluluk veya üzüntü durumunda alışverişi bir çeşit terapi olarak görmek artık yaygın bir davranış şekli. Bu durum, etrafımızdaki şeylerin giderek artan bir hızla tüketilmesine, kısa bir süre sonra yerine yenilerinin konmasına ve eskilerin çöpe atılmasına neden olmuştur.

Üreticiler ise bu durumu desteklemek amaçlı olan girişimlerinin bir parçası olarak geliştirdikleri ürünleri, mümkün mertebe çabuk bir şekilde kullanılmaz hale gelecek şekilde tasarlıyorlar. Durum böyle olunca tüketiciler de daha ilk kullanımdan ellerindeki ürünü çöpe atıyor ve koşarak yenisini alıyor! Bunun en güzel örneği plastik torbalar, kahve bardakları, ve tekstil ürünleri. Başka bir örnek olarak nerdeyse her sene teknolojiye akak uydurmak adına değiştirdiğimiz bilgisayarları ve bir bilgisayarın elimize gelene kadar üzerinde ne kadar çalışıldığını düşünecek olursak durumun vahimliğini kavrayabiliriz.

Şeylerin Hikayesi’nin yaratıcısı Annie Leonard’a göre moda, bu konuyu açıklayıcı iyi bir örnek. Kadın ayakkabılarının neden bir yıl kalın topuklu, diğer yıl ince topuklu, sonra yine kalın topuklu olduğunu merak ettiniz mi hiç? Tabii ki bunun nedeni, hangi topuk yapısının kadınların ayakları için daha sağlıklı olduğu konusundaki tartışmalar değil. Bu daha çok ince topuklu yılında kalın topuklu giymenizin tüketim okuna son zamanlarda hiç katkıda bulunmadığınızı ve yanı başınızdaki ince topuklu kişiye göre daha değersiz olduğunuzu herkese göstermek içindir. Bu rahatsız durum sadece ve sadece yeni ayakkabılar satılsın, tüketim okuna katkı hiç durmasın diye tasarlanmıştır.

Reklamlar ve genel olarak medya, bunda büyük rol oynar.Her birimiz, 50 yıl önce yaşayanların tüm hayatları boyunca görebilecekleri reklamlardan fazlasını bir yıl içinde görüyoruz. Ama reklamların mutluluk mu getirdikleri yoksa kendimize olan güvenimizi elimizden mi aldıkları düşünce kaldıran bir konu. Şeylerin Hikayesi’ne göre, günde 3000 kez, etrafımızda çeşitli şekilde sunulan reklamlar tarafından saçımızın, cildimizin, kıyafetlerimizin, mobilyalarımızın, arabamızın ve hatta kendimizin yanlış olduğu ve hemen alışveriş yapmaya giderek, bütün bu yanlışlıkları düzeltebileceğimiz mesajı veriliyor!

Bir düşünürseniz, yukarda bahsettiklerime hak vereceğinizden eminim. Bütün bu hikaye boyunca materyal ekonomisinin bize görünen tek yüzü alışverişten ibaret! Topraktan çıkartma, üretim ve atıkların yok edilmesi, tamamen bizim görüş alanımızın dışında gerçekleşmektedir. Bunu düşünerek, bu alanda bilinçlenmenin ne kadar gerekli olduğunun farkına varmalı, bu sistemin esiri olmadan kendimizi ve düşüncelerimizi kontrol altına almalıyız.


Çise Ünlüer (25 Nisan 2010)
ciseunluer@hotmail.com

No comments:

Post a comment