Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

26/07/2012

Avrupa ve Çikolatanın Başkenti: Brüksel




Bugün sizlere Belçika'nın başkenti ve Avrupa Birliği'nin 3 ana kurumu olan AB Komisyonu, AB Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’nun büyük bir kısmına ev sahipliği yapan Brüksel’den bahsetmek istiyorum.

Birkaç yüzyıl önce bölgedeki bataklığın kurutulması sonucu kurulan şehir adını da bu olaydan alır. Ülkenin tam ortasında, Scheldt ve Meuse nehirleri arasında yer alan kent merkezinde yaklaşık 150 bin kişi yaşıyor. Brüksel büyükşehrine bağlı yirmiye yakın belediyenin toplam nüfusu ise bir milyon civarında. Buna bir de dışarıda yaşayan ama gün boyunca Brüksel’de çalışan nüfus da eklenince toplam nüfus birkaç milyona çıkıyor.

Avrupa’nın geri kalanına göre Belçika’da vatandaş olmak daha basit olduğundan ülkede yüksek miktarda yabancı kökenli bir nüfus bulunuyor. Yaklaşık son 40 yılda sağladığı iş imkanları nedeni ile ülkeye önceden gelen yabancı nüfusun yanında diğer AB ülkelerinden gelen eğitimli insanlar da var. Ülkenin değişen nüfus yapısından dolayı Batı Avrupa’da son 40 yılda Brüksel kadar değişen bir kentin bulunmadığını düşünenler çoğunlukta. Tabii bu süreç boyunca ülkenin belli yerlerinin gittikçe yıpranması ve yerli Brüksellilerin bu bölgelerden uzaklaşması kaçınılmaz olmuş. Bu nedenle ülkenin farklı yerlerinde Belçika’ya sonradan gelen Faslı, Türk veya Afrikalı halkın yaşadığı bölgeleri ayırt etmek mümkün.

Brüksel’de yaşayan nüfusun yüzde seksen (80%)’inin ana dili Fransızca. Bunun yanında Felemenkçe konuşan bir azınlık da bulunmakta. Bu nedenle Brüksel'de iki resmi dil olarak geçen Fransızca ve Felemenkçe hukuken eşit ve her alanda zorunlu. Ülkedeki yerleşik halkın büyük bir çoğunluğu Katolik Hıristiyan olmasına rağmen halkın yaklaşık dörtte birlik bir kısmı ateist.

Yazları sıcak, kışları da ılık geçen Brüksel dört mevsim bulutlu ve rüzgarlı. Deniz etkisinde, ılımlı bir iklime sahip olan kentin yağış ortalaması da oldukça yüksek. Ülkenin genelinde yıl boyu en soğuk ay olan Ocak ayında sıcaklık ortalama 3°C iken en sıcak ay Temmuz’da ise 18°C’ye kadar çıkıyor. Brüksel Avrupa Birliği’nin Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi gibi çok önemli kurumlarına ev sahipliği yaptığından dolayı Avrupa’nın “fiili” başkenti sayılyor. Durum böyle olunca Avrupa içi ve dışından şehre gelen be burda yaşayan insan profiline hitap eden türlü sosyal ve kültürel faaliyetler Brüksel’de fazlasıyla mevcut.

Türkiye’den Brüksel’e uçuş süresi yaklaşık 3 saat olmakla birlikte Türkiye’den direkt uçuşlarla varılabilecek iki havalimanı var: Brüksel Havalimanı ve kentten 50 km mesafedeki Brüksel Güney Charleroi Havalimanı. Londra St Pancras tren istasyonundan kalkan Eurostar trenleri ile de gayet rahat bir şekilde iki saatten az bir sürede Brüksel'e demiryolu ile de ulaşmak mümkün.

Biraz da Brüksel’de görebileceğiniz tarihi ve kültürel yerlerden bahsedelim. 1860-1880 yılları arasında inşa edilmiş 105 metre yüksekliğindeki Adalet Sarayı, 19. yüzyılda dünyanın en büyük binası olarak biliniyordu. Bina halen Belçika Yüksek Mahkemesi olarak kullanılıyor. 1958 Brüksel Dünya Fuarı simgesi olarak bilinen 103 metre yüksekliğindeki Atomium ise birbirine tüplerle bağlı çelik kürelerden oluşan ve bir birim hücrenin modelini temsil eden bir yapı. Atomium, modern Brüksel’in simgelerdinden biri olarak sayılıyor. Yemyeşil bir parkta olması da bu yapıyı görmek için ayrı bir neden oluşturuyor. Üstelik bu çekirdeğin toplarına çıkıp Brüksel’i yukarıdan seyretmek de mümkün.

Bunların yanında Belçika’nın tam olarak dünyanın çizgi roman merkezi olduğunu vurgulamak gerek. Hatta ünlü çizgi roman karakteri Tenten de Brüksel’de doğmuş. Bunu şehrin farklı noktalarında bulunan binaların üzerine çizilmiş kocaman çizgi roman kahramanlarından da anlayabilirsiniz. 1988’de UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınan Brüksel’in Büyük Meydan (Grand Place)’ı, üzerinde barındırdığı gotik belediye binası ve katedraller, ve Laken Kalesi ile adeta şehrin atan kalbi. Meydanın etrafı birçok kafe, lokanta ve çiçek pazarı ile çevrili olduğundan, Brüksel’in tarihini içine çekerek karnını doyurmak isteyen turist kalabalıklarına rastlayabilirsiniz.

Şehir içerisinde trafiğin yoğun olmasından dolayı en kolay ulaşım yolları tramvay veya metro. Ancak tamamı ile sağlıklı ve doğayı kirletmeyen bir araç olan bisikletleri de şehrin farklı noktalarından kiralamak ve kendi istediğiniz şekilde Brüksel’i keşfetmek mümkün. Her şekilde çoğu Avrupa başkentinden daha küçük bir şehir olan Brüksel’i yürüyerek de görmek gayet zevkli. Yürüme hızınıza bağlı olarak tüm şehri 2-3 günde görebilir, önemsediğiniz noktalarda istediğiniz kadar vakit geçirebilirsiniz.

Brüksel’e kadar gidip de ünlü “işeyen çocuk” heykelini görmeden ayrılmak olmaz. “Little Man Pee in Marols” anlamına gelen Manneken Pis isimli heykeli günün her saati Grand Place’in yakınlarındaki köşesinde görmek mümkün. Brüksel’i ziyaret eden tüm turistlerin heyecanla arayıp görmeyi bekledikleri bronz heykel aslında ziyaretçilerini biraz hayal kırıklığına uğratıyor desek yalan olmaz. Bunun nedeni hakkında birçok farklı hikaye anlatılan heykelin sadece 61cm yüksekliğinde olması! Bana sorarsanız etraftaki birbirinden güzel çukulata dükkanlarında müşterilerin ilgisini çekmek için tamamı ile çukulatadan hazırlanan heykelin benzerleri gerçeğinden daha ilginç olmakla birlikte bir o kadar da lezzetli görünüyor!

Manneken Pis heykeli 1619 yılında Jerome Duquesnoy tarafından tasarlanmış. Heykelin en ilginç özelliklerinden biri bugüne kadar tam 5 kez çalınmış olması! Şu an Brüksel’de turistlerin ziyaret akınına uğrayan İşeyen Çocuk Heykeli ile ilgili birçok hikaye söyleniyor. Bunlardan birkaçı zamanında savaş döneminde bir bomba fitili üzerine işeyip bombayı söndürmesi ve çıkan yangını işeyip söndürmesidir. En bilinen hikaye ise zamanında çocuğunu kaybeden varlıklı bir adamın kaybolan çocuğunu 2 gün sonra şu an heykelin bulunduğu konumda işerken bulunca bu mutlu anı hatırlamak için işeyen çocuk heykelini yaptırmasıdır. Tabii bu hikayelerden hangisinin gerçek olduğu halen belirsizliğini koruyor.

Heykelin bu kadar popüler olmasının bir diğer nedeni ise yılın farklı zamanlarında heykele giydirilen türlü kıyafetler. Özellikle yılbaşında yolunuz Brüksel’e düşerse, işeyen çocuğu Noel Baba kıyafetleriyle görebileceğiniz söyleniyor. Bir de 15 Eylül Dünya Prostat Günü’nde hastalığa dikkat çekmek için işeyen çocuktan normalden çok daha az su akıyor. Brüksel’den ayrılırken yanınızda heykelden bir anı götürmek isterseniz heykeli aynen yansıtan küçük biblolardan veya çukulatadan yapılmış olanlarından alabilirsiniz. Her ne kadar da küçük boyutundan dolayı önceden beklenilen ihtişamı sunmasa da, İşeyen Çocuk Heykeli dünyaca bilinen ve Brüksel turizimine katkısı büyük bir ziyaret noktası olarak tanımlanıyor.

Bir Kıbrıslı için olmazsa olmaz olan yeme içme kültüründen de bahsdecek olursak... Brüksel’de her bütçeye hitap eden geleneksel yemekler sunan pek çok restoran bulunuyor. Genelde Belçika mutfağı geleneksel Fransız mutfağına benzediğinden burda Fransa’da arayabileceğiniz tüm yemekleri bulmak mümkün. Aradaki tek fark Belçikalıların, Fransızlara göre yemek sunumuna biraz daha az önem vermesi. Belçika yemekleri ile birlikte Brüksel’de Çin, Yunan, Fas, Fransız, Vietnam, Japon ve Türk yemekleri sunan restoranlara da rastlayabilir, değişik kültürlerin yemeklerini tadabilirsiniz.

Belçika’nın en önemli yiyeceği patates. Belçikalılar’ın övünmekle bitiremedikleri patates kızartmalarından denemenizi tavsiye ederim. Bu patateslerin en önemli özellikleri; çok büyük doğranmaları; bir kısık ateşte önceden, bir de sipariş verdiğiniz anda yani toplam iki kere kızartılmaları ve mayonez başta olmak üzere sizin seçebileceğiniz özel soslarla birlikte sunulması. Daha sağlıklı olanları tercih ediyorsanız, gideceğiniz her restoranda patatesin farklı pişirilmiş versiyonlarını bulmak mümkün. Patatese çok fazla düşkün olan Belçikalılar, patatesin 200′den fazla değişik yemeğini yapıyorlar. Belçika’da deniz ürünleri denildiğinde akla ilk olarak beyaz şarap ve çeşitli soslar ile tatlandırılmış midyeler geliyor. Her sabah kıyı bölgelerden Brüksel’e dumanı üstünde ulaştırılan midyeler de, turistlerin gözde tatlarından biri.

Yemekten sonra tatlı yemek isteyenler için Brüksel adeta bir cennet sayılıyor. Şehrin nerdeyse her noktasında bulabileceğiniz çeşitli waffle, krep, donut, kremalı çikolata, ve çeşit çeşit turtaları denemeden Belçika’yı tatmış sayılmazsınız. Özellikle wafflecılara her köşe başında rastlayabilirsiniz. Bildiğimiz meyveli waffleların yanı sıra sadece çikolata soslu olan wafflelar da mevcut. Brüksel’de en çok satan ise sadece çikolatalı olanlar. Bir de tatlılar ve çikolatalar ile aranız iyi ise tadını asla unutamayacağınız ve çeşit çeşit şekillilerini evinize götürmek isteyeceğiniz, her köşede karşınıza çıkan tatlı dükkanlarının vitrinlerini süsleyen çikolatalara karşı koymanız imkansız.

Ülkede kahve, çay ve gerçek çukulatadan eritilmiş sıcak çikolata en yaygın içeceklerden. Pek çok iyi restoranın çok iyi koşullarda saklanan şarapları mevcut, daha küçük pastane ya da kafelerde ise ev yapımı şarapların tadına bakabilirsiniz. Barlarda en çok tüketilen içki olan biranın yüzlerce farklı çeşidini sunan bira dükkanları ise bira sevenler için kaçınılmaz bir durak. Üstelik 500’den fazla bira çeşidi barıdıran ve bira yapımı ile ünlü olan Belçika’da bir de bira müzesi bulunuyor.

İnsana olan saygısı ve temizliği ile birçok açıdan örnek bir yer olan Brüksel, tarihi, mimarisi ve çikolatasıyla gezmekten ve görmekten gayet keyif alacağınız bir Avrupa kenti. Kültürden yemeğe, eğlenceden alışverişe, gideceğiniz tatilden aradığınız her neyse, Brüksel’de bulmak mümkün. Şehrin büyük meydanlarında yemek yiyebilir, alışveriş yapabilir, mimari kültürü ve zenginliklerinde kendinizi kaybebilir ve eğlenebilirsiniz.


Çise Ünlüer (29 Temmuz & 5 Ağustos 2012)
ciseunluer@gmail.com



















No comments:

Post a comment