Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

18/03/2011

Doğa Bizi Cezalandırıyor mu?


Geçtiğimiz hafta Japonya'nın kuzeyinde 8.9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Depremin merkez üssü Honşu adasının Sendai bölgesinin 130 kilometre doğusu, başkent Tokyo'nun ise 380 kilometre kuzeydoğusundaydı. Yerin 24 kilometre altında oluşan depremin hemen ardından Tokyo'nun kuzey kıyısını tsunami vurdu. Dev dalgalar karada ilerledikleri alanlarda büyük yıkıma yol açtı, binlerce kişi yaşamını yitirdi.

Japonya’da neden oldukları hasarın arkasına tsunami dalgaların Hawaii'ye de ulaşmasıyla Pasifik'in tamamında tsunami alarmı verildi. Japonya’daki esas depremin ardından ABD Jeolojik Araştırma Kurumu, şiddeti 7.1’e kadar ulaşan 4 artçı depremin olduğunu bildirdi.

Tsunami ile birlikte gelen dev deprem dalgası, depremin merkez üssü yakınındaki sahilde bulunan araçların sularla sürüklenmesine, binaların yıkılmasına ve petrol rafinelerinde yangınlara neden oldu, bir petrokimya tesisinde ise büyük bir patlama meydana geldi. Bunların üzerine bazı nükleer santraller otomatik olarak kapandı, soğutma sisteminde meydana gelen bir arıza dolayısıyla acil durum ilan edildi.

Depremden sonra Tokyo ve civarında 4 milyon evin elektrikleri kesildi, merkezlerde tüm tren seferleri durduruldu, limanlar
tsunami tehdidi dolayısıyla kapatıldı. Özetlemek gerekirse, her ne kadar da kalkınmış bir ülke olsa da, Tokyo’da da dahil olmak üzere Japonya’da hayat adeta felç oldu.

Depremin hemen ardına tsunami vurmamış olsaydı, depreme her zaman hazırlıklı olan Japonya’da kesinlikle bu kadar hasar olmayacağını hepimiz biliyoruz. Depremde gökdelenlerin yerlerinde sallandıkları halde hiçbir yıkım olmadığını canlı gören insanlar, Japonların böylesine büyük depremler karşısında aldıkları tedbirler karşısında hayretler içinde kaldılar. Felaket anlarında geliştirdikleri teknolojinin seviyesi, Japonlar’ın insan hayatına verdiği önemi gösteriyor.

Deprem ve tsunaminin ardından nükleer sızıntı riskiyle boğuşan Japonya, 2. Dünya Savaşı’ndan beri en ciddi krizi yaşıyor. Dünya’da bugüne kadar meydana gelen güçlü depremlerin yüzde yirmi (20%)'si Japonya'da yaşandı. Bu nedenle, Japonya, dünyada en gelişmiş 
deprem teknolojisine sahip ülke olarak kabul ediliyor. Japonlar, dünyanın en iyisi olarak kabul edilen erken uyarı sistemi sayesinde, Cuma günü gerçekleşen 8.9 büyüklüğündeki depremden bir dakika önce haberdar oldu. Erken uyarı sistemi, Japonya’nın dört bir yanındaki yaklaşık bin sismometreye bağlı. Bu sismometreler, depremlerin öncesindeki sarsıntıları tespit ediyor ve sarsıntıların güçlü olması halinde uyarıda bulunuyor.

Depremlerin öncesinde gerçekleşen ilk sarsıntılar, ikinci sarsıntılardan daha güçlü olma özelliği taşıyor. Ayrıca, daha hızlı hareket etmeleri, depremin yaşanmasından dakikalar önce erken uyarı sistemi tarafından tespit edilebilmelerini sağlıyor. Uyarılar, radyo, televizyon ve uydu aracılığıyla olduğu gibi, cep telefonu ve e-mail aracılığıyla üye kullanıcılara iletiliyor. Tokyo'da 2007’de kurulan ve bu depreme kadar 17 tane uyarı veren erken uyarı sistemi ilk olarak normal yayın kesilerek devlet televizyonunun yanı sıra özel kanallarda da siren sesiyle duyuruldu. İlk büyük şok, başkent bölgesinde bu uyarıdan yaklaşık 1 dakika sonra hissedildi. Yüksek binalar sarsıntı ile eğilirken, milyonlarca kişi sokaklara çıktı.

Japonya’yu vuran 8.9 şiddetindeki depremin üzerine geliştirilen farklı teorilerden biri İngilizcesi “Supermoon” olan “Süper Ay” iddiası. Ay 19 Mart’ta, Dünya’ya normalden 27 bin 821 kilometre daha yaklaşarak Dünya’dan bakıldığında yüzde ondört (14%) daha büyük ve yüzde otuz (30%) daha parlak gözükmüş olacak. Ay’ın Dünya’ya son 18 yılda görülen en yakın konuma gelecek olmasının, Dünya’nın farklı yerlerinde olağanüstü hava olaylarına ve doğal afetlere neden olabileceği iddia edilmişti. Ortalıkta bu fikirler dolaşırken Japonya’daki depremin meydana gelmesi ister istemez Süper Ay teorisinin deprem üzerindeki olası etkilerini düşündürüyor.

Bazı bilim adamları, bugüne kadar 1955, 1974, 1992 ve 2005 yıllarında Ay’ın Dünya’ya oldukça yaklaşmasının beraberinde büyük doğal afetleri getirdiği fikrini öne sürerken, birçok bilim insanı Dünya ile Ay arasında kanıtlanmış böyle bir ilişkinin bulunmadığını düşünüyor. Seattle’daki Washington Üniversitesi’nden deprem bilimci John Vidale’e göre, Dünya’ya stres uygulayan Ay ve Güneş, Dünya ile sıraya girdiği zaman tektonik hareketlerin arttığı gözlemleniyor. Buna karşılık ABD Jeolojik Araştırma Kurumu’ndan jeofizikçi John Bellini ve uzaybilimci Dr David Harland, ortaya atılan bu iddiaları kanıtlamaya yetecek herhangi bir bilimsel bulguya henüz rastlanmadığından, Ay’ın Dünya üzerindeki bu etkisinin kesinlik kazanmadığını düşünenlerden.

Ay’ın normalde Dünya’ya olan ortalama uzaklığının 384 bin 399 km’den 356 bin 578 km’ye düşecek olmasının felaketlere neden olmuş olabileceği veya olacağı hakkında şu an kesin bir bulgu yok ama yıllardır düşünmeden zarar veridiğimiz doğanın bize bir mesaj vermeye çalıştığı kesin!

Çise Ünlüer (20 Mart 2011)

No comments:

Post a comment