Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

12/07/2009

Kyoto Protokolü ve Getirdikleri



Küresel ısınmayla mücadeleyi öngören Kyoto Protokolü, 11 Aralık 1997 tarihinde Japonya’nın Kyoto şehrinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) içinde görüşülmüş ve 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yaklaşık 169 ülke ve devlete bağlı örgütler tarafından imzalanan anlaşmanın esas amacı atmosferdeki antropojenik (insan kökenli) sera gazı yoğunlaşmasının iklim sistemine müdahale etmeycek bir biçimde dengelenmesidir.

İsmini 794’ten 1868 yılına kadar Japonya'nın başkenti olan Kyoto’dan alan Kyoto Protokolü, 1992'de Rio De Janeiro'da yapılan Dünya Zirvesi'nde kabul edilen BMİDÇS’ye ek olarak kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı basın bildirisine göre Kyoto Protokolü gelişmiş ülkelerin 2008-2012 yılları arasındaki sera gazı (karbondioksit, metan, nitröz oksit, kükürt hekzaflorür, hidroflorokarbon – HFC, perflorokarbon – PFC) salınımlarını 1990 yılına göre ortalama yüzde beş (5%) azaltmalarını öngören bir anlaşmadır. Anlaşmaya göre her katılımcı icin 2013 yılına kadar belirtilen ulusal hedefler Avrupa Birliği için yüzde sekiz (8%), Amerika Birleşik Devletleri için yüzde yedi (7%), Japonya için yüzde altı (6%), ve de Rusya için yüzde sıfır (0%) miktarında azaltma şeklinde çeşitlilik göstermektedir.

Anlaşmayı imzalayan üyeler tarihsel ve güncel küresel sera gazı salımının gelişmiş ülkeler tarafından gerçekleştirildiği, gelişmekte olan ülkelerin kişi başı gaz salımlarının halen düşük olduğu, ve de gelişmekte olan ülkelerin küresel salımlarının sosyal ve gelişimsel ihtiyaçlarına göre artacağı gibi maddeleri kabul etmiştirler. Bu bildiriye göre Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkeler anlaşma gereklerinden muaftırlar çünkü şu andaki iklim değişikliklerine neden olan salımların ana sorumlusu değildirler.

Anlaşmanın kapsadığı 160 ülkenin atmosfere salınan sera gazlarının miktarını ortalama yüzde beş (5%)’e çekmesi; endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuatın yeniden düzenlemesi; daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerinin endüstriye yerleştirilmesini sağlaması; ve de ulaşımda ve çöp depolamada çevreciliği temel ilke olarak benimsemesi beklenmiştir. Bunun yanında alınacak önlemlerin içerisinde atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelmek; çimento, demir-çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlemek; termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler ve teknolojiler devreye sokmak; güneş enerjisinin önünü açmak ve nükleer enerjide karbon sıfır olduğu için dünyada bu enerjiyi ön plana çıkarmak; ve son olarak fazla yakıt tüketip aynı anda bol miktarda karbon üretenden daha fazla vergi almak gelmektedir.

Günümüzde birçok devlet tarafından desteklenen Kyoto Protokolü’nde devletler “gelişmiş ülkeler” ve “gelişmekte olan ülkeler” olarak iki genel sınıfa ayrılmıştır. Bu sınıflandırmaya göre gelişmiş ülkeler “Ek 1 ülkeleri” olarak anılacak, gelişmekte olan ülkeler ise “Ek 1'de yer almayan ülkeler” olarak anılacaklardır. Kyoto Protokolü’ne göre Ek 1 ülkeleri sera gazı salınımlarını azaltmayı kabul etmişlerdir. Ek 1’in alt kümesi olan Ek 2 ülkeleri, Ek 1'de yer almayan gelişmekte olan ülkelerin masraflarını ödemekle yükümlüdürler.

Anlaşmaya göre Kyoto Protokolündeki hedeflerine uymayan herhangi bir Ek 1 ülkesi bir sonraki dönem azaltma hedeflerinin yüzde otuz (30%) şeklinde değiştirilmesi ile cezalandırılacaktır. Olası zorlukları önlemek ve de Ek 1 ülkelerinin sera gazı salınımı hedeflerine ulaşma çalışmalarını kolaylaştırmak için Kyoto Protokolü Ek 1 ülkelerinin başka ülkelerden salınım azalması satın alabilmeleri esnekliğine imkân tanımıştır. Buna göre, belirlenen seviyeden fazla salınım yapacağını anlayan bir şirket bir şekilde başka yerlerden Karbon Kredisi bulmak zorundadır. Bu da Karbon Kredisi ticaretini ve borsasını ortaya çıkarmıştır.

2004 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne taraf olan ancak uzun süre Kyoto Protokolü'nü imzalamayan Türkiye 30 Mayıs 2008'de Protokolü imzalayacağını resmen açıklamış, 5 Haziran 2008 tarihinde protokolun imzalanmasına ilişkin tasarı meclise sunulmuştur. Türkiye'nin, Kyoto Protokolü’ne katılmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı ise 5 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşmıştır. Anlaşmaya göre Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını belirli bir miktarda azaltmasına yönelik zorunluluğu olmadığı halde bu yönde çeşitli tedbirler alınacağı, sera gazı salımlarının azaltımı için yapılabilecek projelerin teşvik edilebileceği, ve enerji güvenliği gibi konularda ülke ekonomisine katkı sağlanabileceği bildirilmiştir.

Karbondioksit emisyonlarının şehir merkezlerinde kabul edilir sınırları aştığı KKTC’de gerekli önlemlerin alınması için Kyoto Protokolü’nde belirlenen prosedürler örnek alınılabilir, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından benimsenen yaklaşımlar göz önünde bulundurularak bu konuda ilerlemeler kaydedebiliriz.

Çise Ünlüer (5 Temmuz 2009)
ciseunluer@hotmail.com

No comments:

Post a comment