Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

16/04/2011

Dünyayı Kurtarma Yolunda


Küresel ısınma ve birlikte getirdiği iklim değişikliği hepimizi yakından ilgilendiriyor. Karbon emisyonlarını azaltmak için yapılan tüm girişimlerin tamamı ile işe yaramadığı ortada. Politikacılar bu konuda çeşitli girişimlerde bulunuyor gibi gösteredursunlar, gerçek ilerleme bilim adamları tarafından gerçekleştiriliyor.

Küresel ısınmayı durdurmak artık imkansız olsa da etkilerini yavaşlatmak mümkün. Bu noktadan hareket ederek bilim adamları gökyüzünün ve denizlerin doğasını değiştirecek araştırmalar üzerinde yoğunlaşıyor ve insanlığın geleceğini tehlike altına sokan sorunlara çözümler üretiyor.

Küresel ısınmaya karşı geliştirilen projelerden bazıları diğerlerine göre daha öne çıkıyor. Bunlardan biri yüksek miktarda karbondioksit emen sentetik ağaçlar. Yeni geliştirilen bu teknoloji sayesinde büyüyüp çiçek verme gibi özellikler göstermeden karbondioksit emebilen sentetik ağaçların sadece bir tanesinin, yaklaşık 15 bin aracın yaydığı karbondioksit miktarına eşit olan yılda 90 bin ton karbondioksiti emebileceği bildirildi. Normal ağaçlara kıyaslandığında, sentetik ağaçlar binlerce normal ağacın toplamda emebileceği karbondioksiti bünyelerine alabiliyorlar.

Akademisyenler tarafından geliştirilmiş bir başka olası çözüm ise büyük volkanik patlamalar sonucunda stratosfere püskürtülen sülfür örtülerini kullanılarak dünya çapında sıcaklığın azaltılması. Güneşten gelen ışınların dünyaya ulaşmasını engelleyebilecek kapasitede olan sülfür örtülerini yaratmak için içerisinde sülfür bulunduran yüzlerce roketin stratosfere gönderilmesi söz konusu. Yapılan hesaplamalara göre, dünyayı kurtarmak için yaklaşık bir milyon ton sülfür gerekli. Ancak her projede olduğu gibi bu durumun da belirli olumsuz yanları bulunuyor. Bunlardan bir tanesi, havaya gönderilen yüksek miktarda sülfürün daha sonra asit yağmurlarına yol açabileceği ve ozon tabakasına kalıcı bir zarar verebileceği ihtimali.

Çözüm geliştirme yolunda ortaya atılan fikirlerden bir diğeri, deniz suyundan yararlanılarak dünya üzerindeki bulut miktarlarının arttırılması ve bu sayede dünyanın güneşin radyoaktif ışınlarından korunması. Bu yaklaşım, karbondioksit salınımını aza indirecek en az masraflı projelerden biri olduğu için tercih ediliyor. Üniversitelerde yapılan araştırmalar sonucuna göre birkaç yıl içinde deneme aşamasına geçilmesi bekleniyor. Projenin olası yan etkilerinden en önde geleni neden olabileceği muhtemel hava değişikliklerinin canlılar üzerindeki etkileri.

Güneşin yaydığı radyasyonun, dünyayı ısıtmakla kalmayıp, yaşamın devamlılığını mümkün kıldığını hepimiz biliyoruz. Ancak insan sağlığı üzerindeki istenilmeyen etkilerinden dolayı dünyaya ulaşan radyasyon miktarının kısıtlanması büyük önem taşıyor. Bunu sağlamanın bir yolu uzaya dev aynalar yerleştirmek. California Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarları’nda gerçekleştirilen bu proje kapsamında alüminyum ipliklerle yapılan binlerce metrelik çapı olan ekranları uzaya yerleştirerek güneş ışınlarının bloke edilmesi ve radyasyonun filtrelenmesi planlanılıyor. Gernel olarak maliyetleri yüksek olsa da, ekranlar bir kez yerleştirildiğinde çalıştırılmalarının çok kolay ve ucuz olması bekleniliyor. Güneşten gelen radyasyonun yüzde bir (1%)’ini kısacak aynalar, yaklaşık 1 milyon kilometrekare yer kaplayacak şelkilde tasarlanılıyor.

Küresel ısınmanın etkilerinin yavaşlatılması yolunda öne atılan bir başka fikir ise deniz yüzeyine soğuk su pompalayacak yatay boruların kullanılması. Bu projenin hayata geçmesi ile soğuk su, özel yosunlar sayesinde bazı yaşam formlarıyla etkileşime girerek karbondioksit emilimini sağlayacak. Bu yaşam formları, daha sonra okyanusun dibine çökecek ve karbonu bin yıllığına denizin derinliklerine gömecek. Ancak bu yöntemin gerçeğe dönüşmesi için deniz yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılması gerekiyor.

Bilim dünyası aynı amaç için farklı türlerde fikirler geliştirirken, dünyanın birçok yerinde kullanıma giren projeler de bulunyor. Örneğin, Hollanda’nın Barendrecht kenti 2009 yılından itibaren, enerji santrallerinden meydana çıkan karbondioksiti yeraltına gömerek öncü bir girişimde bulunmuştur. Projenin ilk parçası olarak, kömür santrallerinden çıkan karbondioksit salımı yerin 2 kilometre altına gömülmüş, şehrin 10 milyon ton karbondioksit gömme olanağına sahip olduğunu hesaplanmıştır.

Küresel ısınmanın yavaşlatılması için geliştirilmiş bir başka örnek iste Avustralya hükümetinin karbondioksiti toprağın altına gömmek amaçlı inşa ettiği “Geosequestration” (karbondioksit gömülüm) tesisleri. Ülkenin güneyindeki Victoria eyaletinde inşa edilen merkez, güney yarım kürede ilk, dünyada ise sayılı tesislerden biri olarak teknik ve çevresel yönden önem taşıdığı gibi, Avustralya'da karbondioksit gömme çalışmalarının tüm dünyaya yayılmasını sağlaması ümit ediliyor. Bu proje sayesinde 100 bin ton karbondioksit yerin 2 kilometre altındaki doğal gaz rezervuarlarına pompalanılarak, fosil yakıtların neden olduğu sera gazlarının Avustralya'daki salınımının önemli oranda azaltılmasını mümkün kılmaktadır. Buna benzer projeler ABD’nin farklı yerlerinde de hayata geçirilmektedir.


Çise Ünlüer (17 Nisan 2011)
ciseunluer@gmail.com

No comments:

Post a comment