Arayın, Yeşil Hayatı Tarayın...

26/05/2011

Plastik Kirliliği ve Lastik Geri Dönüşümü


Dünyanın birçok yerine kıyasla daha temiz olduğunu düşündüğümüz Akdeniz’in atık plastik parçalarıyla dolu olduğunu ve bu plastiklerin denizdeki balıkların beslenme sistemine girerek sofralarımıza kadar ulaşabileceğini hiç aklınıza getirdiniz mi?

Fransız Deniz Araştırmaları Enstitüsü tarafından yapılan çalışma sonrasında, mikro boyuttaki plastik atık parçalarının Akdeniz genelinde 250 milyar civarında olduğu belirtildi. Avrupa’daki birçok kuruluş, bu bulguların endişe verici olduğu konusunda hemfikir. Çalışmaların devamı olarak 2011 yılı boyunca Akdeniz’in farklı noktalarından örnekler toplanarak bunların incelenmesine devam edilecek. Çalışma boyunca toplanan örneklerin, plastik atıkların deniz içerisinde ne kadar büyük bir alana yayıldıklarını anlamamıza yarcımı olacağı kesin.

Denizlerde sadece atık olarak kalmayan ve farklı yollardan yaşam zincirimize giren plastiğin varlığının insan sağlığı üzerindeki etkileri düşündüğümüzden daha kritik. Yapılan araştırmalar, okyanustaki bazı bakterilerin plastik atıklarla beslendiklerini ortaya koyuyor. Laboratuvarda mikroskop altında incelenen küçük plastik atıkların her birinin bakteri yuvası halinde olduğu görüldü. Bu bakteriler, plastikler üzerindeki küçük çukurlarda yaşadıklarından yapıları da zamanla içinde yaşadıkları plastiğin yapısına benziyor. Plastikle beslenen bu bakteriler sayesinde plastiğin denizlerdeki yaşam zincirine girip girmediği ise merak konusundan çok gerçeklik kazanmış bir bulgu.

Denizlerden karaya hareket edecek olursak, ülkemizde toplu taşımacılığın en düşük seviyede kullanıldığını ve nerdeyse her ailenin en az bir arabası olduğunu düşünürsek, araç lastiklerine olan yüksek talebi az çok tahmin edebiliriz. Peki ömrünü tamamlamış lastiklere daha sonra ne olduğunu biliyor muyuz?

Ülkemizde bu alanda henüz bir girişim olmamasına rağmen, Türkiye’de ömrünü tamamlamış lastikler, 2010 yılında onaylanan ''Atık Yönetimi Planı'' kapsamında, lastik üretici ve ithalatçılarının kurduğu LASDER tarafından geri kazanım amacıyla ülke çapında toplanmaya başlanacak. Çalışma kapsamında 2010 yılında, gözardı edilemeyecek bir miktar olan 63 bin ton ömrünü tamamlamış lastik ekonomiye kazandırıldı.

Aralarında Continental, Goodyear, Michelin, ve Pirelli gibi lastik firmalarının yer aldığı LASDER üyeleri, ömrünü tamamlamış lastiklerin toplanması konusunda Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yetkilendirildi. Esas amacı, üyelerinin yenileme pazarına sattıkları lastiklerin oluşturduğu toplam tonajın yönetmelikte belirtilen oranı kadar olan kısmını toplatmak, taşımak, geçici olarak depolatmak, ve öncelikle malzeme geri kazanımı firmalarına ve daha sonra alternatif enerji kaynağı olarak kullanılmak üzere çimento fabrikaları ve enerji üretim tesislerine teslim etmek olan LASDER, insanların bir yerden bir yere ulaşımını sağlamak için lastik sanayicilerinin üzerine düşen görevin yerine getirilmesini mümkün kılıyor.

Kullanıldıkları süre boyunca insan güvenliği ön planda tutularak tasarlanan lastikler, ömürlerini tamamladıkları zaman değişik yollarla tekrardan ekonomiye ya ham madde ya da alternatif enerji ham maddesi olarak kazandırılmalıdır. Bu şekilde hem bu malzemelerin çevreye zarar vermesi engellenir hem de tekrar toplama sayesinde üretime faydalı olmaları sağlanır.

Plan kapsamında faydalı ömrünü tamamlamış, araçtan sökülen orijinal veya kaplanmış, bir daha kullanılamayacak olan lastikler ve üretim sırasında ortaya çıkan ıskartalar “ömrünü tamamlamış lastik”, ya da bir diğer adıyla ÖTL olarak tanımlanıyor. Bu kampanya sayesinde topluma lastiklerle ilgili neler yapılabileceği anlatılmakla birlikte toplum bilincininin arttırılması planlanıyor.

Bu yönetmelik, ÖTL'lerin çevreye zarar vermesini önleyerek, malzeme geri kazanımı ve enerji geri dönüşümü amaçlı toplama ve taşıma sisteminin kurulması, ve yönetim planının oluşturulmasını sağlayacak. LASDER'in 2011 yılı yükümlülüğü 87 bin ton civarında olmakla birlikte, 2012 yılının kotası Çevre ve Orman Bakanlığı ile birlikte kararlaştırılacak.

Peki ÖTL toplama sistemi nasıl çalışmaktadır? Program kapsamında tüm ülke 8 toplam bölgeye ayrıldı. Bu ayrımı gerçekleştirmek için bölge sınırları ÖTL birikim potansiyeli, bölgenin ÖTL tüketim kapasitesi ve coğrafi koşullara göre belirlendi. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından lisanslandırılan Türkiye’nin farklı yerlerinde 13 adet malzeme geri kazanım firması programa dahil edildi. Bu tesislerin toplam ÖTL kapasitesi yaklaşık olarak 150 bin ton olmakla beraber, kullanılabilen kapasitenin 40 bin ton civarında olduğu belirtildi.

Program sonrasında ortaya çıkacak olan ÖTL kaynaklı ürünlerin kullanılacakları alan bulma sıkıntısı da yaşanmayacağı kesin. Bu ürünler, çocuk oyun alanları ve parklar, koşu pistleri, hayvan barınak alanlarının zemin kaplamaları, kaldırım kaplamaları, eğlence ve dinlenme alanları, motor sporları için düzenlenmiş alanlar, okul ve eğitim kurumları, ve tenis oyun sahaları gibi eğlence ve eğitim alanlarında yaygın olarak görülecektir. Bunlara ek olarak, sızdırmazlık sağlanması gereken alanlar, rıhtım, iskele benzeri gemi, tekne yanaşma alanları, kauçuk bazlı çatı kaplama malzemeleri, su tahliye sistemi izolasyon malzemeleri, bidon ve benzeri saklama malzemeleri, çizme ve ayakkabı tabanları, kalıplı-kalıpsız her türlü esnek uygulama alanları, hortumlar, bariyer ve benzeri trafik uygulamaları, drenaj malzemeleri, bina zemin yalıtım malzemeleri, karayolları asfalt katkı malzemesi uygulamaları, dolgu lastikler için kullanım, otomotiv sanayi uygulamaları, ve oto paspasları için de kullanılabilecek.

İster plastik, ister eski lastikler olsun, kullanım ömrünü tamamlayan maddelerin geri dönüşümü ve yeninden kullanıma kazandırılması mümkündür ve ne kadar küçük olursa olsun, her ülke tarafından gerçekleştirilmesi gereken bir yatırımdır.


Çise Ünlüer (29 Mayıs 2011)
ciseunluer@gmail.com

20/05/2011

Ada Var.... Ada Var!


Geçtiğimiz hafta küçük bir ada devleti olan Singapur’dan bahsetmiş, bu gelişmiş ülkenin tarihine kısa bir göz atmıştık. Bu hafta Singapur’un halkına ve ziyaretçilerine sunduğu fırsatlardan bahsedecek, bu gelişmiş ülkeyi kendimize nasıl örnek alabileceğimiz konusuna değineceğiz.

Şehrin inanılmaz temizliğinden sonra, ülkeye ayak basan tüm ziyaretçilerin ilgisini çeken ilk şey halkın büyük bir çoğunluğunun konuştuğu akıcı İngilizce. Etrafındaki diğer Asya ülkelerine kıyaslandığında, Singapur’da nerdeyse herkesin İngilizce konuşabilmesi batı ülkelerinden gelenler için büyük bir avantaj! Ancak konuştukları İngilizce, Avrupa ve Amerika’da duyabileceğiniz İngilizce’den çok farklı bir şiveye sahip olduğundan özgünlüğünü koruyor. Singapurlular, gayet akıcı konuşmalarına rağmen kelimelerin çoğunu yutarak konuştuklarından, ilk duyuluduğunda kulağa Çince gibi duyulan bu İngilizce aksanına “Singlish” adı veriliyor. Sistemin bir parçası olarak Singapur’da eğitim gören her öğrenci, okulda İngilizce’nin yanında, Malay, Tamil ya da Mandarin anadillerinden birini de öğrenmek zorunda.

Singapur hakkında söylenecek önemli bir diğer konu ise ülkenin tam bir “ceza” kenti olduğu. Kentte dolaşırken birçok şeyin yasak olduğuna dair uyarı tabelaları ve kurallara uymama durumunda uygulanan yüksek cezaları görmek mümkün. Ancak Singapur’u görünce, bu kadar küçük bir adada yaşayan yüksek bir insan yoğunluğunda yönetimin ne kadar başarılı bir iş çıkardığını anlayıp cazaların gerekliliğini onaylayabiliyorsunuz.

Şehrin en ilginç bölgeleri “Little India”, “Chinatown”, “Sentosa Island”, “Quays”, ve “Orchard Road”. Bunlardan en popüleri Orchard Road, tam bir piyasa ve alışveriş caddesi. İki kilometrelik bu geniş cadde üzerinde tapınak, müze ve benzeri sanat mekanları yerine, içerisinde bildiğiniz ve bilmediğiniz nice markalar ve elit butiklerin mağazalarını barındıran görkemli alışveriş merkezleri mevcut. Özellikle elektronik ürünleri burda Avrupa ve Amerika’ya kıyasla çok daha düşük fiyatlara bulmak mümkün.

Singapur’da dikkat çeken bir diğer bölge Little India. Meşhur “Tekka Centre”, “Mustafa Center”, ve “Sakaya Muni Buddha Gaya Tapınağı” gibi birçok inancı temsil eden farklı binaları bünyesinde bulunduran Little India bölgesi, Singapur’un geri kalanına göre daha eski ve geri kalmış irtibası yaratsa da, muhakkak görülmesi ve vakit ayırılması gereken bir bölge.

Dünyadaki birçok büyük şehirde olduğu gibi, Singapur’daki Chinatown bölgesi otantik yapıların yanında, Çin kültürünü gözler önüne sunan özel bir bölge. Buradaki “Chinatown Heritage Centre” ve “Buddha Tooth Relic Tapınağı” gibi görkemli tapınaklarda gerçekleştirilen budist rahiplerin dua seansları, sadece yerel halkın değil turistlerin de ilgi merkezi halinde.

Tapınaklardan uzaklaşıp modern şehrin tadına varmanın en iyi yollarından biri, nehir kıyısı bölgesi olan Quays’daki restaurantlarda ve nehrin yanında organize edilen çeşitli aktivitelerle zaman geçirmek. Bu bölgede “Boat Quays”, “Clarke Quays” ve “Robertson Quays” adında Singapur’un en trendi bölgelerinden olan 3 ayrı alan bulunuyor. Geceleri Singapur gençliği ve turistlerin akın ettiği nehirde kısa mesafeli tekne gezintileri yapmak mümkün.

Bu bölgeye çok yakın olan Sentosa adasında da yer alan Singapur’un simgesi yarı balık yarı arslan “Merlion” heykeline ek olarak, dünyanın en büyük su altı akvaryumu, içerisinde yaşayan her tür kelebek ve böceğin çeşitliliği ile göz kamaştıran bahçeleri, ve yunuslarla yüzme fırsatları Sentosa adasının ziyaretçilerine sunduğu olanaklardan sadece birkaçı.

Şehrin kesinlikle görülmesi gerekli noktalarından birisi de 1899 yılında hizmet vermeye başlayan “Raffles Hotel”. Bu prestijli otelinin lobisi halka açık olmakla birlikte, oteli görmek isteyen ziyaretcilerin lobiye sandelet ve şort ile girmesi yasak. “Asian Civilazations Museum”, Singapore Art Museum”, ve “National Museum of Singapore” gibi müzeler de çevre alanlarda bulunduklarından, hepsi birarada görülebiliyor.

Ülkenin “olmazsa olmaz” yerlerinden biri olan Singapur hayvanat bahçesi,  dünyanın en büyük ve en iyi hayvanat bahçelerinden biri. Özellikle doğal ortamın inanılmaz iyi düzenlenmesi ile öne çıkan bahçede, hiçbir hayvanın önünde kafes veya cam gibi bir engel bulunmuyor. “Bengal Kaplanı”, “Kutup Ayısı”, ve “Beyaz Gergedan” gibi nadir türleri burada yakından görmek mümkün. Güneş batınca düzenlenen “Night Safari” turları, hayvanları tamamen zifiri karanlıkta sadece onların olduğu bölgelerin loş aydınlatılmış hali ile sunduğundan biraz korkutucu ama kesinlikle kaçırılmaması gereken bir aktivite.

Konu ne olursa olsun, çoğumuzda gittiğimiz yerleri Kıbrıs ile kıyaslama huyu vardır. Singapur’un Kıbrıs’tan çok daha gelişmiş ve yüksek yaşam kalitesi sergileyen bir ülke olduğu kesin. Basit bir kıyaslama yapacak olursak, Kıbrıs’ın kuzey ve güneyinin toplam yüzölçümü 9248 km2. Singapur ise sadece 710 km2! Yani adamız Singapur’un yaklaşık 13 katı büyüklüğünde olmasına rağmen Singapur’un nüfusunun sadece beşte biri kadar insan barındırıyor. Singapur’da birçok farklı ırk ve dinlerden insanlar huzur içinde birbirini rahatsız etmeden yaşayabiliyor.

“Ön yargı, taassup ve dar görüşlülüğün en iyi tedavisi seyahattir” demiş Amerikan mizahçı ve yazar Mark Twain. İnsanın, küçük bir adada yaşamanın kaçınılmaz getirisi olan sorunlardan kurtulması ve vizyonunu geliştirmesi için en verimli yol farklı hayatları görmesi, yaşaması, ve öğrenmesidir. Bildiğimiz düzen ve alıştığımız ortamlardan mümkün oldukça çıkmaya çalışmak, kişisel gelişimimize katkı sağlamakla kalmaz, bazı şeylerin nasıl olabileceklerini düşünmek yerine onları oldukları gibi görmemizi sağlar.


Çise Ünlüer (22 Mayıs 2011)
ciseunluer@gmail.com

12/05/2011

Singapur, Kapitalist Bir Cennet



“Gezmek vahşi bir şeydir. Sizi yabancılara güvenmeye ve alışık olduğunuz ev ve arkadaş konforunu kaybetmeye zorlar. Dengenizi kaybedersiniz. Zorunlu şeyler (hava, uyku, rüyalar, deniz, gökyüzü) haricinde hiçbirşey sizin değildir. Her şey, sonsuzluğa veya ne hayal edersek ona yönelir.”

Bu sözler 1908 ve 1950 yılları arasında yaşayan ünlü İtalyan şair, romancı, çevirmen ve eleştirmen Cesare Pavese’ye ait. Bugün size her yönden örnek alınması gereken bir ülkeyi anlatmak istiyorum. Konumuz, Lüksemburg ve Katar’dan sonra, dünyadaki ülkelerin kişi başına düşen milli gelir sıralamasında 56 bin 522 dolar ile başı çeken ve insanın hayata bakış açısını değiştiren Singapur.

Singapur'u birkaç kelime ile tarif etmek gerekirse, dünyanın her yerinden insanın barış içinde ama birbirinden uzak yaşadığı son derece gelişmiş, temiz ve kapitalist bir ülke. Singapur, ana ada olan Singapur şehri ve irili ufaklı birkaç adadan kuruludur. Ekvatorun sadece 137 kilometre kuzeyinde yer alan ülkede 5 milyondan fazla kişi yaşıyor olmasına rağmen bunların sadece 3 milyonu Singapur’lu, geriye kalanı farklı ülkelerden göç etmiş.

Singapur’un modern tarihi 1819 yılından itibaren, yani  zamanın sömürgeci milleti olan İngilizler’in istilasıyla başlar. İngiliz sömürgesi 1959 yılına kadar devam eder. Daha sonra 1963 yılında Malaya, Saravak ve Sabah ile birleşerek Malaya Federasyonunu meydana getirirler. Fakat bu birleşme fazla uzun sürmez ve yapılan yeni anlaşma ile Singapur 9 Ağustos 1965’te ayrı bir devlet olarak ilan edilir. Buna rağmen antikomünist bir yapıya sahip olan Singapur’da, Malaylar ve Çinliler’in olay çıkarmasından dolayı bölgedeki iç huzursuzluklar devam eder. 1969 yılında ırkçı bir ayaklanmaya bürünen şiddet eylemleri, birçok tutuklamalar sonucu bastırılır ve ülkedeki idareyi, 1959 yılında ülkenin ilk başbakanı seçilen Lee Kuan Yew’in kurduğu Halk Partisi (PAP) iktidarı ele geçirir. Bunun üzerine 1971 yılında İngilizler adadan çekilmek zorunda kalır.

Singapur, Endonezya ve Malezya toprakları arasına sıkışmış, küçücük bir ada devletidir. Kuzey ve batıdan Johore boğazı ve doğu ve güneyden Singapur Boğazı ile kapalı dikdörtgen şeklini andıran bir ülke olan Singapur, Malay Yarımadası’na 1200m uzunlukta olan bir demir ve karayolu ile irtibatlıdır. Singapur tropikal bir iklime sahip olduğundan yıl boyunca fazla değişmeyen sıcaklık ve nem miktarı genelde yüksek, yağışları çok fazladır. Etrafı Hint Okyanusu ile çevrili bu küçük ada devletinin bir zamanlar toprakları tamamen tropikal ormanlarla kaplı olmasına rağmen bugün bunların yüzde seksen beş (85%)’i kalmamıştır. Dolayısıyla vahşi hayvanlar ve doğal kaynaklar da çok azalmıştır.

Nüfusun yüzde yetmiş yedi (77%)’si Çin asıllı olmakla birlikte, yüzde onbeş (15%)’i Malaylar ve yüzde altı (6%)’sı Hintliler, gerisi de diğer azınlıklardan meydana gelir. Ülkedeki nüfus yoğunluğu, 710 km2’lik bir yüzölçüme sahip olması bakımından çok yüksek olup, nüfusun çoğu genç ve şehirlidir. Nüfusun büyük bir kısmını teşkil eden Çinliler, beş ana grupta toplanırlar ve beş büyük lehçeyi kullanırlar; Hokkien, Cantonese, Teochev, Hainanese ve Hakka.  Malaylar ise ikinci büyük grup olup, Malay dilini konuşurlar ve tamamına yakın kısımları müslümandır. Nüfusun geri kalanını meydana getiren Hintli ve Pakistanlılar’ın da büyük bir kısmı müslümadır ve genellikle Tamil lisanını kullanırlar. Bunlara ek olarak ülkede az miktarda da Avrupalı ve Avrasyalı nüfus vardır. Din ve dil farklılıklarının büyük boyutlara ulaşması üzerine Singapur hükümeti, Malay, Mandarin (Çin lehçelerinden bir kısmı), Tamil ve İngilizce olmak üzere 4 farklı dili resmi diller olarak kabul etmiştir.

Singapur, diğer Asya ülkelerine kıyaslandığında okuma-yazma oranı yüksek olmakla birlikte; halkın sağlık, sosyal ve kültürel hayatları oldukça iyidir. Singapur ekonomisinin büyük bir kısmı ticarete dayanır. Ayrıca ulaştırma, bankacılık, sigortacılık, haberleşme, tamirat ve depolama gibi hizmetlerden de önemli ölçüde gelir elde edilmektedir. Singapur ekonomisinin beslendiği diğer önemli gelir kaynağı ise gemi yapımcılığı, petrol rafinerileri, elektronik aletler, tekstil, gıda ve kereste gibi alanları içeren endüstridir. Bunların yanında turizm ve balıkçılık da ülke ekonomisine önemli ölçüde gelir sağlamaktadır.

Singapur “Changi” Havaalanı, bugüne kadar Amerika ve Avrupa’nın birçok ülkesi de dahil olmak üzere ziyaret ettiğim birçok gelişmiş havaalanına kıyaslanamayacak kadar gelişmiş ve hayal edemeyeceğiniz kadar organize ve temiz, dünyanın devamlı ödül alan sayılı havaalanlarından birisi. Havaalanına indiğiniz andaki ilk izleniminize dayanarak sizi nasıl bir ülkenin beklediğini az çok tahmin edebiliyorsunuz. 

Singapur, ziyaret amacınınız ne olursa olsun, hiçbir masraftan kaçınılmadan tasarlanmış son moda alışveriş merkezleri bir yana; tarihi eserler, dini mekanlar, müzeler, sevimli köyler, parklar, bahçeler ve diğer doğa harikası alanlar, küçük adalar, etnik semtler, ve sıra dışı hayvan türlerinin yaşadığı alanlarla dolu görkemli bir ülke. Bütün bu zenginliklerin harmanlandığı bu turizm cenneti, her yönden yaşaması zevkli, modern, ziyaretçi dostu bir kent.

Önümüzdeki hafta Singapur’un halkına ve ziyaretçilerine sunduğu fırsatlardan bahsedecek, bu gelişmiş ülkeyi kendimize nasıl örnek alabileceğimiz konusuna değineceğiz.


Çise Ünlüer (15 Mayıs 2011)
ciseunluer@gmail.com

07/05/2011

Sağlıklı Zayıflamanın Yeşil Yolları


Çoğumuz yılın belirli zamanlarında fazla kilolarımızdan kurtulmak için denemediğimiz yöntem bırakmıyor, daha zayıf görünmek uğruna sağlıklı sağlıksız birçok yola başvuruyoruz. Oysa diyet ya da egzersiz yapmadan zayıflamanın kolay ve bir o kadar da sağlıklı olan yeşil yaklaşımlarla mümkün olduğu hiç aklınıza geldi mi?

Sık sık dışarda yemek yerine mümkün oldukça evde pişirmek sevdiklerinizle sıcak bir ortamda daha fazla vakit geçirmenizi sağladığından hem daha eğlenceli hem de pişirdiğiniz malzemeleri kendiniz seçtiğinizden daha sağlıklı ve bilinçli bir seçimdir! Bir de nedense dışarda yediğimizde daha fazla yiyecek tüketiyoruz, bu aktiviteyi çoğunlukla evde gerçekleştirerek bunun da önüne geçebiliriz.

Her ne kadar da kolay görünse de, dışarda yediğimiz birçok yemeğin içinde tam olarak ne olduğunu ve bu yemeklerin hangi ortamlarda hazırlanarak önümüze sunulduğunu bilmiyoruz! Oysa evde kolayca deneyebileceğiniz taze sebzelerden yapılan lezzetli çorbalardan, farklı bitkileri bir araya getirerek oluşturabileceğiniz salatalara kadar birçok farklı yemeği kısa sürede pişirerek sağlıklı bir yeme alışkanlığı oluşturmak ve aynı zamanda biraz da tasarruf yapmak mümkün.

Doğaya ve kendinize bir iyilik yapmak istiyorsanız, bugünden itibaren et tüketiminizi azaltın! İçerdiği hormonlar ve diğer kimysal maddeler yüzünden neden olduğu çoğu ölümcül hastalıkları geçiyorum, sırf insanların bitmek tükenmek bilmeyen açlığını gidermek için, çiftliklerde karanlık ortamlarda tüm ömürleri boyunca sıkışık bir pozisyonda hareket etmeden büyütülen hayvanlara yapılan eziyetleri bile bile bu ürünleri zevkle tüketmek ancak bilinçsiz insanlara sunulmuş bir zevk olsa gerek! Uzun yaşama şansınızı biraz daha arttırmak ve çevreye verilen zararın az da olsa önüne geçmek için daha çok sebze ağırlıklı bir yeme alışkanlığı edinin. Et seçimlerinde de etik bir şekilde yetiştirilmiş, bir başka deyişle, koşa oynaya büyümüş, mutlu bir hayat sürmüş hayvanları tercih edin.

Marketlerden aldığınız yiyeceklerin tam olarak ne içerdiklerini ne kadar iyi biliyorsunuz? Ülkemizde satılan ürünlerin çoğunun üzerindeki “doğal” gibi tanımlamalar ne yazık ki pek bir anlama gelmiyor. Etiketlere dikkatli bakacak olursanız, satın aldığınız çoğu ürün, belli belirsiz birçok koruyucu madde içeriyor. Kim ister ki bilmediği kimyasalları vücudunda barındırsın? Bu nedenden dolayı, dışarıdan aldığımız tüm ürünlerin üzerindeki etiketleri inceleyerek, mümkün oldukça içerisinde daha az koruyucu madde ve kimyasal içeren ürünlere yönelmek gerekir.

Büyüklerimizin “yiyecek’” olarak bile tanımlamayacağı şeyleri tüketmemeye özen gösterin. Unutmayın ki, ninenizin veya annenizin evde pişirmeyeceği çoğu şey zararlı madde içeriyordur! Soframıza gelene kadar birçok farklı işlemden geçmemiş, doğal halini kaybetmemiş ürünler, ismini bile bilmediğimiz birçok kimyasalın vücudumuza girmesini engellemekle kalmaz, aynı zamanda üretimlerinde daha az enerji ve kaynak gerektirdiklerinden çevreye de daha duyarlı bir seçim teşgil eder.

Ülkemizde yetişen ürünlerin hangileri olduklarını ve tam olarak hangi mevsimlerde yetiştiklerini öğrenmek gerekir. Bu sayede kendi üreticimizi desteklemiş ve ekonomimize katkıda bulunmuş oluruz. Mevsiminde tüketilen yiyecekler daha taze ve doğal olduklarından daha lezzetli ve sağlıklıdırlar.

Organik yiyecekler tüketmenin en kolay yolu kendi bahçenizi kurmaktır! Dışarıdan alacağınız hiçbir ürün, kendi bahçenizde, kendi toprağınızı kullanarak, kendi emeğinizi katarak yetiştirdiğiniz meyve ve sebzeler kadar temiz ve sağlıklı olamaz! Buna ek olarak dışarıda doğa ile iç içe olmanın verdiği mutluluk ve kendi ellerinizle birşeyler üretmenin sağladığı tatmin olma duygusu bile bu tecrübeyi denemek istemeye yeter! Bunu gerçekleştirmek için büyük bir alana da gerek yok – küçük bir kutuya domates ekerek başlayabilir, türlü türlü baharatları yetiştirmeyi deneyebilirsiniz.

Çünkü insanın kendi ürettiğini tüketmesi, kendi sağlığını ve dolayısıyla hayatını kontrol altına alması demektir...


Çise Ünlüer (8 Mayıs 2011)
ciseunluer@gmail.com